<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	>

<channel>
	<title>Kitap Özetleri , Kitap Özeti , Kitap İncelemeleri</title>
	<atom:link href="http://www.1kitapozeti.com/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.1kitapozeti.com</link>
	<description>Bir Kitap Özeti Oku , Hiç Okumamaktan İyidir.</description>
	<pubDate>Mon, 08 Dec 2008 13:51:06 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.6.2</generator>
	<language>en</language>
			<item>
		<title>Sorun Çözme Teknikleri</title>
		<link>http://www.1kitapozeti.com/sorun-cozme-teknikleri.html</link>
		<comments>http://www.1kitapozeti.com/sorun-cozme-teknikleri.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 08 Dec 2008 13:51:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Kitap Özetleri]]></category>

		<category><![CDATA[ş]]></category>

		<category><![CDATA[kişisel gelişim kitapları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.1kitapozeti.com/?p=335</guid>
		<description><![CDATA[KİTABIN ÖZETİ
Kitapta; sorunların, yönetici faaliyetlerinin sürekli olarak önemli bir bölümünü oluşturması nedeniyle, sorun çözme yeteneği yöneticiliğin mihenk taşı olarak gösterilmiştir. Bu nedenle, bir yöneticinin, sadece personeli ile ilgili karşılaşacağı sorunları değil, aynı zamanda insanlarla ilgili karşılaşabileceği çeşitli sorunları da nasıl ele alarak çözümleyebileceğine ilişkin pratik bilgiler sunulmuştur.
Yazar etkili bir sorun çözme aracı üzerinde dururken, iki [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a rel="attachment wp-att-336" href="http://www.1kitapozeti.com/sorun-cozme-teknikleri.html/sorun-cozme-teknikleri"><img  class= "aligncenter size-medium wp-image-336"  title= "sorun-cozme-teknikleri"  src= "http://www.1kitapozeti.com/wp-content/uploads/2008/12/sorun-cozme-teknikleri-206x300.jpg"  alt= ""  width= "206"  height= "300" /></a><strong>KİTABIN ÖZETİ</strong></p>
<p>Kitapta; sorunların, yönetici faaliyetlerinin sürekli olarak önemli bir bölümünü oluşturması nedeniyle, sorun çözme yeteneği yöneticiliğin mihenk taşı olarak gösterilmiştir. Bu nedenle, bir yöneticinin, sadece personeli ile ilgili karşılaşacağı sorunları değil, aynı zamanda insanlarla ilgili karşılaşabileceği çeşitli sorunları da nasıl ele alarak çözümleyebileceğine ilişkin pratik bilgiler sunulmuştur.<span id="more-335"></span></p>
<p>Yazar etkili bir sorun çözme aracı üzerinde dururken, iki temel hususu dikkate aldığını belirtmektedir. Bunlardan birincisi, &#8220;İyi yönetici iyi personel yetiştirmek&#8221; ister. Yazara göre, &#8220;iyi personel&#8221; sorumluluğunu bilen, çalıştığı kuruma etkili bir şekilde katkıda bulunan ve bunu isteyerek yapan personeldir. İkinci temel hususu, iyi niyetin sonuç alıcı faaliyetlerin yerini tutmaması oluşturur.</p>
<p>Yazarın geliştirdiği yaklaşıma göre, sorun çözme sisteminin beş temel aşaması vardır. Bunlar; dinleme, araştırma, amaç belirleme, destekleme ve izlemedir. Yazar tarafından bu aşamalar kısaca &#8220;DAADİ&#8221; olarak formüle edilmiştir.</p>
<p>Sorun çözme yaklaşımı olarak önerilen modelin birinci aşamasında; sorunu olan kişinin bakış açısından sorunun nasıl göründüğü üzerine, yönetici ile o kişinin ortak bir anlayışa ulaşması için yöneticinin o kişiyi dinlemesi üzerinde durulur.</p>
<p>DAADİ modelinin ikinci aşamasında; yönetici ile sorunu olan kişi bu sorunun gerçek doğasını anlamak ve çözmek için neyin değiştirilmesi gerektiğini saptamak üzere araştırma yaparlar.</p>
<p>Amaç belirleme olarak adlandırılan modelin üçüncü aşamasında, gerekli değişiklikleri yapmak için pratik ve ölçülebilir amaçların saptanması üzerinde yönetici ve sorun yaşayan personel anlaşmaya varırlar.</p>
<p>Dördüncü sırada yer alan destekleme aşamasında, sorunu olan personelin saptanan amaçlara ulaşabilmesi için ihtiyaç duyduğu desteğin sağlanması önem kazanır. Bu destek, örneğin, ek eğitim vb. şekillerde olabilir.</p>
<p>Sorun çözme yaklaşımı olarak yazar tarafından önerilen modelin son aşaması, amaçlara ulaşılıp ulaşılmadığını ve sorunun çözülüp çözülmediğini anlamak için sürecin nasıl geliştiğinin izlenmesine ayrılmıştır.</p>
<p>Söz konusu bu sorun çözme sisteminin her aşamasında hem farklı bilgi ve beceriye ihtiyaç duyulur, hem de bu bilgi ve becerilerin kazanılması için gerekli pratik yapma imkanları açıklanır. Günlük yönetimde gerekli olan DAADİ becerilerinden, özet olarak şu şekilde bahsetmek mümkündür.</p>
<p>İyi dinleme, bir teknik olmaktan daha öte; insanlara saygının bir ifadesidir. Personelin motivasyonunu yükseltmek ve yeterli bilgi almak için sürekli kullanılmalıdır.</p>
<p>Empati, yani durumu başka birinin bakış açısından görebilme yeteneği, geliştirilmeli ve uygun olan her yerde kullanılmalıdır. Bu yetenek yöneticinin yararlı tepkiler göstermesine yardımcı olur.</p>
<p>Yönetici kendini dinlemeyi ihmal etmemelidir. Böylece, kendi tutum ve duygularını kontrol eder ve bunları yapıcı bir şekilde kullanmayı öğrenir.</p>
<p>Araştırma aşamasının bir çok becerisi, şahsi sorun çözmenin dışındaki birçok durumda da yararlıdır.</p>
<p>Amaç saptama aşamasının becerileri, amaçlara göre yönetim, yıllık performans değerlendirmelerine ve başka yönetim tekniklerine de uygulanabilir. Aynı şekilde, destekleme ve izleme de genel yönetim için gereklidir.</p>
<p>DAADİ&#8217;nin küçük gruplarda kullanılmasında şu hususlara özen gösterilmelidir:</p>
<p>DAADİ iki kişi arasındaki çatışmayı gidermekte de yararlıdır. Bu durumda, taraflara süreci birlikte gerçekleştirmeleri için yardımcı olunmalıdır. Bütün güçlüklerin ortaya çıkartılması gerekli olduğu için, yöneticinin önce tarafları ayrı ayrı dinlemesi yararlıdır.</p>
<p>Sorun çözmek için bir araya gelen gruplarda, DAADİ becerileri grubun uyumlu çalışması için yararlıdır. Yöneticinin çalışma sırasında bu becerileri öğretmesi, uzun dönemde zamanın iyi kullanılmasını sağlar.</p>
<p>DAADİ süreci, küçük değişikliklerle, sorunların grup halinde çözülmesi konusunda da bir çerçeve işlevi görebilir. Yöneticinin bu andaki konumu açık olmalıdır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.1kitapozeti.com/sorun-cozme-teknikleri.html/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Siddhartha</title>
		<link>http://www.1kitapozeti.com/330.html</link>
		<comments>http://www.1kitapozeti.com/330.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 08 Dec 2008 13:46:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Kitap Özetleri]]></category>

		<category><![CDATA[ş]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.1kitapozeti.com/?p=330</guid>
		<description><![CDATA[KİTABIN ÖZETİ
Yerleşmiş katı inançlardan, kurumlardan kopmuş, başkaldıran bir kişi, yepyeni değerler peşinde koşan, yalnız, bıkmabilmez bir arayıcı olan Alman yazar Hermann Hesse, 1946 Nobel Edebiyat ödülü aldığı Siddhartha adlı romanında, tüm dinlerde, insanların benimsediği tüm inanış biçimlerinde ortak olan yanı, tüm ulusal ayrımları aşan, tüm ırkların, tüm bireylerin benimseyebileceği şeyi yakalamaya çalışmıştır.
Brahmin&#8217;in oğlu Siddhartha, başka [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.1kitapozeti.com/330.html/siddhartha" rel="attachment wp-att-329"><img  src= "http://www.1kitapozeti.com/wp-content/uploads/2008/12/siddhartha-195x300.gif"  alt= ""  title= "siddhartha"  width= "195"  height= "300"  class= "aligncenter size-medium wp-image-329" /></a>KİTABIN ÖZETİ</p>
<p>Yerleşmiş katı inançlardan, kurumlardan kopmuş, başkaldıran bir kişi, yepyeni değerler peşinde koşan, yalnız, bıkmabilmez bir arayıcı olan Alman yazar Hermann Hesse, 1946 Nobel Edebiyat ödülü aldığı Siddhartha adlı romanında, tüm dinlerde, insanların benimsediği tüm inanış biçimlerinde ortak olan yanı, tüm ulusal ayrımları aşan, tüm ırkların, tüm bireylerin benimseyebileceği şeyi yakalamaya çalışmıştır.<span id="more-330"></span></p>
<p>Brahmin&#8217;in oğlu Siddhartha, başka bir din adamının oğlu Govinda&#8217;yla birlikte büyüdü. Siddhartha, babasından birşeyler öğreniyor ve bilge kişilerin konuşmalarına katılıyordu, onlardan düşünme, düşüncede yoğunlaşma sanatını öğreniyor ve bu konular üzerine Govinda&#8217;yla tartışıyordu. Sessizce Om çekmeyi çoktan öğrenmişti. Atman&#8217;ı, yıkılmaz evrenle bir olan Atman&#8217;ı, varlığının derinliklerinde duymayı da biliyordu.&#8217;</p>
<p>Bu akıllı, bilgiye susamış oğul, babasını çok mutlu ediyordu; büyüdüğünde önemli bir bilge, bir rahip, Brahminler arasında bir prens olacaktı oğlu. Arkadaşı Govinda herkesten çok seviyordu onu.Herkes Siddhartha&#8217;yı seviyordu, herkese sevinç veriyor, mutlu kılıyordu herkesi O.</p>
<p>Oysa Siddhartha mutlu değildi, kendisi sevinç duymuyordu. Huzursuzluğun içinde filizlendiğini duyuyordu. Babasının, anasının, arkadaşı Govinda&#8217;nın sevgilerinin bile kendisini mutlu kılamıyacağını, ona huzur veremeyeceğini, yetemeyeceğini, onu doyuramayacağını sezmeye başlamıştı. Değerli babasıyla öteki öğretmenlerinin, bilge Brahminlerin bütün bilgilerini, en iyi bilgilerini kendisine aktardıklarını, hepsini olduğu gibi kendisinde aç bekleyen o dağarcığa döktüklerini biliyordu; gene de dağarcığın dolduğundan, aklının doyuma ulaştığından, ruhunun huzura erdiğinden, yüreğinin tek duracağından kuşkuluydu. İnsanın Benlik&#8217;inden, özünden, herkesin içinde taşıdığı ölümsüzlükten başka nerede olabilirdi Atman? Bu benlik, bu öz, neredeydi? Et ya da kemik, düşünce ya da bilinç olamazdı bu! En bilge kişiler böyle sanıyorlardı oysa. Neredeydi öyleyse? Kendine, Atman&#8217;a yaklaşmaya çalışmak-denenmeye değer başka bir yol var mıydı? Kimse göstermiyordu bu yolu, kimse bilmiyordu- ne babası, ne öğretmenleri, ne bilge kişiler, ne de kutsal ezgiler. Birçok değerli Brahmin tanıyordu, en çok da, kutsal, bilgili, saygıdeğer babasını. Beğenilecek bir insandı babası; ölçülüydü, soyluydu. İyi bir yaşam sürüyordu; sözleri bilgelik doluydu, ince soylu düşünceleri vardı. Böylesine çok şey bilen babası mutluluk içinde miydi, huzurlu muydu? O da hiç durmadan arayan biri, doymak bilmeyen bir insan değil miydi? Atman yok muydu içinde? Kaynağı kendi yüreğinde bulamıyor muydu? İnsan kendi içinde bulabilmeliydi kaynağı, kendisi sahibolmalıydı ona. Bunun dışında herşey bir arayıştı, bir sapma, bir yanlıştı. Bunlardı işte Siddhartha&#8217;nın düşündükleri; susuzluğu, acısı buydu onun.</p>
<p>Bir gün Siddhartha&#8217;nın oturduğu kentten bazı Samanalar geçti. Başıboş dolaşan bu asetikler zayıf, yıpranmış üç kişiydiler; ne gençtiler, ne yaşlı; omuzları toz, kan içindeydi; nerdeyse çırılçıplaktılar; güneşte kavrulmuş, yalnız, yabanıl, düşman görünüşlü kişilerdi, insanların pırıl pırıl dünyasında yaşayan bir deri bir kemik çakallardı bunlar. Çevrelerinde, sessiz bir tutkululuk, bitirici bir çalışma, kendine acımayı bilmeme havası vardı. Siddhartha, Samanalara katılma fikrini önce arkadaşına sonra da babasına bildirdi. Önce karşı çıkmasına rağmen, Siddhartha&#8217;nın kararlılığı karşısında babası izin vermek zorunda kaldı, arkadaşı Govinda da Siddhartha&#8217;ya katıldı. O gün akşama doğru Samanalar&#8217;a yetiştiler, aralarına katılma isteklerini, bağlılıklarını bildirdiler ve kabul edildiler. Sıradan insanların, ilgilendikleri, değer verdikleri olaylar, kavramlar, bunların hiçbirisi dönüp bakmaya bile değmezdi; herşey yalandı, yalan kokuyordu; duyuların, mutluluğun, güzelliğin yanılsamalarıydı bunların hepsi. Herşey çürüyecekti, buruk bir tadı vardı dünyanın, yaşam acılarla doluydu.</p>
<p>Siddhartha&#8217;nın tek bir amacı vardı artık;boşalmak, susuzluktan, tutkulardan, düşlerden, zevkten ve üzüntülerden arınmak. Benlik&#8217;ini öldürmek. Ben olmaktan çıkmak; arınmış bir yüreğin dinginliğini tatmak, salt düşünceye ermek, buydu onun amacı. Benlik bütünüyle ele geçirilip öldürüldü mü bir kez, tüm tutkular, tüm arzular susacaktı; işte o zaman en son şey, Varlık&#8217;ın artık Ben olmayan iç özü-o büyük sır- uyanacaktı!</p>
<p>Samanalar&#8217;ın en yaşlısı, benliğini yadsımayı Samanalar&#8217;ın kurallarına göre düşüncede yoğunlaşmayı öğretiyordu. Siddhartha Samanalar&#8217;dan, oruç tutmayı, düşünmeyi ve beklemeyi (sabretmeyi) öğrendi. Üç yıldır Samanalar&#8217;la birlikte yaşamak ve bu süre zarfında onlardan öğrendikleri de yetmemişti. Tam bu sırada çeşitli yerlerden bir söylenti, bir bildiri geldi kulaklarına. Gotama denen aydın bir kişi çıkmıştı ortaya: Buddha. Bu kişi kendi içinde dünyanın acılarını yenmiş, yeniden doğuş çevrimini durdurmuştu. Çevresinde izleyicileriyle dolaşan malsız, mülksüz, evsiz, karısı olmayan, başı yukarda dolaşan, ermiş bir adam; ülkeyi baştan başa dolaşıp vaaz veriyordu; Brahminler&#8217;le prensler onun önünde boyun eğiyor, öğrencileri oluyorladı.</p>
<p>Bu bildiri, bu söylenti, bu öykü şurda burda duyuluyor, yayılıyordu. Kentte Brahminler, ormanda Samanalar bundan söz ediyorlardı hep. Buddha adı bazen iyi, bazen kötü denerek, bazen övgülerle, bazen aşağılamalarla hiç durmadan kulaklarına geliyordu geçlerin. İnananlar onun büyük bir bilgiye sahip olduğunu söylüyorlardı;O, önceki yaşamları anımsıyordu, Nirvana&#8217;ya ermişti, çevrime hiç kaptırmamıştı kendini, biçimlerin o dertli ırmağına düşmüyordu artık. Onun hakkında birçok olağanüstü, inanılmaz şey söyleniyordu, Tanrılarla konuşmuştu. Öte yandan düşmanlarıyla ona inanmayanlar da bu Gotama&#8217;nın başıboş bir dolandırıcı olduğunu söylüyorlardı;günlerini zevk içinde geçiriyor, kurbanları aşağılıyordu; bilgelikten uzaktı; ne dualardan ne de bedenini öldürmekten haberi var onun diyorlardı.<br />
Buddha hakkındaki bu söylentiler çok ilginçti;büyüleyici bir yanı vardı duyulanların. Dünya hastaydı, yaşam zordu ve işte yeni bir umut belirmişti. Yepyeni, rahatlatıcı, yumuşak, güzel umutlarla dolu bir haberci vardı ortada. Her yerde Buddha hakkında söylentiler dolaşıyordu. Hindistan&#8217;ın dört bir yanındaki gençler bunları dinliyor, kendilerini bekleyiş, umut içinde buluyorlardı. Ondan haber getiren her hacı, her haberci sevinçle karşılanıyordu.</p>
<p>Söylentiler ormandaki Samanalara, Siddhartha&#8217;ya, Govinda&#8217;ya dek, parça parça ulaştı. Samanaların en yaşlısı hoşlanmadığından pek sözü edilmiyordu bu söylentilerin. Büyük Samana, Buddha denen bu kişinin eskiden bir asetik olduğunu, ormanda yaşadığını, sonra zevke, safaya ve dünya zevklerine döndüğünü duymuştu ve Gotama&#8217;ya hiç inanmıyordu.</p>
<p>Govinda, bu eksiksiz kişinin öğrettiklerini kendi ağzından dinlemek ve yeni bir yola atılmak istediğini Siddhartha&#8217;ya söyledi. Siddhartha&#8217;nın, artık Samanaların yolundan gitmek istememesine rağmen, Buddha&#8217;nın da öğrettiklerini dinleme isteği yoktu. Çünkü öğretilere, bilgilere artık inanmıyordu, öğretmenlerden kendisine gelecek şeylere inancını hemen hemen yitirmişti. Gene de, bu yeni öğretiyi de dinlemeye hazır olduğunu; yüreğinde öğretilerin en iyi meyvalarını artık tattığı inancı olsa da, bu yeni teklifi kabul ettiğini arkadaşına söyledi.Aynı gün Siddhartha en yaşlı Samana&#8217;ya onlardan ayrılmak istediklerini, gençlere, öğrencilere yaraşır bir incelik ve alçak gönüllülükle söyledi. Oysa yaşlı adam her iki gencin de kendisinden ayrılmak istemelerine kızmış, sesini yükseltip adamakıllı azarlamıştı onları. Siddhartha, yaşlı Samana&#8217;nın yanında, başı dimdik, öylece durdu, gözlerini onun gözlerine dikti, bakışlarıyla onu yakaladı, uyuşturdu, susturdu, istemini yendi, sessizce kendi istemini kabul ettirdi ona. Yaşlı adam sustu, gözleri donakaldı, istemi yıkıldı, kolları yana sarktı, Siddhartha&#8217;nın büyüsü altında güçsüzleşti. Siddhartha&#8217;nın düşünceleri yaşlı adamın düşüncelerine egemen oldu; yaşlı adam onun buyurduklarından başka bir şey yapamazdı artık. Böylece yaşlı adam birkaç kez eğildi, onları kutladı, kekeleyerek iyi yolculuklar diledi. Gençler iyi dileklerle teşekkür ettiler; eğilerek selamına karşılık verip yanından ayrıldılar.</p>
<p>Siddhartha ve Govinda, Savathi kentinde Jetavana korusunda, Buddha&#8217;yı buldular. Govinda, Buddha&#8217;nın öğretilerinden hemen etkilenerek ona katıldı. Oysa Siddhartha Buddha&#8217;ya şunları söyledi; &#8221; Sizin Buddha olmadığınız, binlerce Brahmin&#8217;in, Brahmin oğlunun ulaşmaya çabaladığı en yüce ereğe ulaşmadığınız bir an bile geçmedi aklımdan. Bunu kendi arayışınızla kendi yolunuzda, düşüncede yoğunlaşmayla, bilgiyle, aydınlanmayla yaptınız. Öğretilerden hiçbir şey öğrenmediniz; ben öyle düşünüyorum ki Ey Yüce Kişi öğretilerle kimse kurtuluşa eremez. Ey Yüce İnsan, aydınlanma anında size neler olduğunu sözlerle ya da öğretilerle anlatamazsınız kimseye. Aydın Buddha&#8217;nın öğretileri çok şeyi içeriyor, çok şeyi, dürüst yaşamayı, kötülükten kaçınmayı öğretiyor. Ama bu açık, değerli öğretinin içermediği bir tek şey var: onda Yüce Kişi&#8217;nin kendi yaşadıklarının- yüzbinlerce kişi içinde yalnız onun yaşadıklarının gizi yok. Sizin öğretilerinizi dinlediğim zaman bunu düşünüp bunu anladım. İşte bunun için gideceğim kendi yoluma; daha başka, daha iyi bir öğreti aramak için değil; çünkü biliyorum ki yok böylesi; tüm öğretileri, bütün öğretmenleri bırakıp kendi ereğime yalnız başıma ulaşmak - ya da ölmek - için. Şu var ki bu günü, gözlerimin gerçekten ermiş bir insan gördüğü şu anı hep anımsayacağım, ey Yüce İnsan. Size katılanların, hepsinin öğretileri izlemesidir dileğim. Ereklerine ulaşmalarını dilerim. Başka bir yaşamı yargılamak bana düşmez. Ben kendi yaşamımı yargılamalıyım. Ben, benimden kurtulmaya çalışıyorum. Ey Yüce İnsan, ben sizin izleyicilerinizden biri olsaydım, korkarım bu ancak yüzeyde böyle olacaktı; huzurluyum, kurtuluşa erdim diye kandıracaktım kendimi, oysa aslında Ben&#8217;im yaşamaya, büyümeye devam edecekti; çünkü Ben&#8217;im sizin öğretilerinize, size, keşişler topluluğuna olan bağlılığıma ve sevgime dönüşecekti.&#8221; Bunun üzerine; Buddha yarı gülümseyerek, gölgesiz bir açıklıkla, dostlukla, gözlerini kırpmadan baktı yabancıya; sonra belli belirsiz bir hareketle ona gitmesini işaret etti ve son olarak; &#8221; Akıllısın ey Samana, akıllıca konuşmayı biliyorsun. Gereğinden fazla akıllı olmamaya dikkat et.&#8221; dedi. Buddha uzaklaşıp gitti; bakışı, kırık gülümseyişi Siddhartha&#8217;nın anısına çakıldı kaldı.</p>
<p>Kimsenin böyle bakıp güldüğünü, böyle oturup böyle düşündüğünü görmedim diye düşündü Siddhartha. Ben de böyle bakıp gülebilmek, böyle oturup yürüyebilmek isterdim; böylesine özgür, böylesine değerli, böylesine ölçülü, böylesine içten, böylesine çocukça ve gizemli. İnsan ancak Ben&#8217;ini yendikten sonra böyle bakıp böyle yürüyebilir. Ben de yeneceğim Ben&#8217;imi diyerek kendine söz verdi.</p>
<p>Şimdiye dek önünde gözlerimi yere indirdiğim tek insan tanıdım, diye düşündü. Başka kimsenin önünde yere indirmeyeceğim bakışlarımı. Başka kimsenin öğretisi çekmeyecek beni; Buddha&#8217;nınki çekemedikten sonra dedi Siddhartha.</p>
<p>Buddha bende olan herşeyi aldı diye düşündü. Beni soydu; gene de çok daha değerli birşey verdi bana. Eskiden beri bana inanan dostumu (Govinda&#8217;yı) aldı benden; şimdi ona inanıyor o dostum; benim gölgemdi o; şimdiyse O&#8217;nun Gotama&#8217;nın gölgesi oldu. Ama SİDDHARTHA&#8217;YI bana verdi, kendimi verdi. Bu düşünceler içerisindeki Siddhartha bundan sonraki yaşamını, sıradan, normal insanlar gibi yaşamaya, hayatı olduğu gibi kabul etmeye, her türlü öğretinin, sıradan bir yaşam içinde saklı olduğuna inanarak sürdürmeye karar verdi. Bu yaşamıyla Ben&#8217;ini yenerek, gerçek bir aydın kişi,ermiş kişi olmayı başardı.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.1kitapozeti.com/330.html/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Silâh Arkadaşları</title>
		<link>http://www.1kitapozeti.com/silah-arkadaslari.html</link>
		<comments>http://www.1kitapozeti.com/silah-arkadaslari.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 08 Dec 2008 13:45:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Kitap Özetleri]]></category>

		<category><![CDATA[atatürk kitapları]]></category>

		<category><![CDATA[ş]]></category>

		<category><![CDATA[silah arkadaşları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.1kitapozeti.com/?p=327</guid>
		<description><![CDATA[KİTABIN ÖZETİ
İstanbul, İtilaf devletleri&#8217;nin askerleri tarafından işgal altındadır. Ermeni, Rum, İngiliz, Fransız asker ve sivilleri Türk halkına zulüm yapmaktadırlar.
Seyfi Bey, 19 yaşında, Hukuk Fakültesi son sınıfında okuyan, İstanbul&#8217;un düşmanlar tarafından işgal edilmesine tahammül edemeyen gençlerden biridir. Bir gün, İstanbul sokaklarında yerli Rum ve Ermeni tahrikçiler aracılığıyla İngiliz ve Fransız askerleri tarafından Türklere yapılan zulüm ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>KİTABIN ÖZETİ</p>
<p>İstanbul, İtilaf devletleri&#8217;nin askerleri tarafından işgal altındadır. Ermeni, Rum, İngiliz, Fransız asker ve sivilleri Türk halkına zulüm yapmaktadırlar.<span id="more-327"></span></p>
<p>Seyfi Bey, 19 yaşında, Hukuk Fakültesi son sınıfında okuyan, İstanbul&#8217;un düşmanlar tarafından işgal edilmesine tahammül edemeyen gençlerden biridir. Bir gün, İstanbul sokaklarında yerli Rum ve Ermeni tahrikçiler aracılığıyla İngiliz ve Fransız askerleri tarafından Türklere yapılan zulüm ve işkenceler karşısında &#8220;Kahrolsun&#8221; şeklinde bağırınca Rum ve Ermeniler&#8217;in saldırısına uğrar. Bir Türk subayı, saldıran grubun elinden Seyfi Bey&#8217;i zorla alır ve evine götürür. Seyfi Bey, baygındır; gözünü açtığında nerede ve kimin evinde olduğunu bilmez. Bulunduğu evde Bnb. Fikri, Bnb. Fikri&#8217;nin annesi ve kızı Feriha bulunur.</p>
<p>Seyfi Bey&#8217;in ağabeyi Sait Bey de subaydır ve Bnb. Fikri&#8217;nin arkadaşıdır. İstanbul&#8217;da bulunan Millî Mücadele taraftarları, fırsat buldukça Anadolu&#8217; ya geçer. Bnb. Fikri de, bu faaliyetleri yürüten bir grubun elemanıdır.</p>
<p>Bnb. Fikri, evine getirdiği Seyfi Bey&#8217;in daha emin bir yere taşınmasını düşünür. Çünkü, Seyfi Bey, İtilaf Devletleri&#8217;nin askerleri tarafından aranmaktadır. Bu yüzden, Seyfi kadın kıyafetleri giyerek Bnb. Fikri&#8217;nin annesi ve kızı Feriha&#8217; nın eşliğinde evden çıkar. Bnb. Fikri&#8217;nin İstinye&#8217;deki bir akrabasının yalısına gidilir. Orada Bnb. Fikri&#8217;nin yeğeni Leyla karşılar. Sonraki günlerde Bnb. Fikri de yalıya gelir. Beyazıt&#8217;taki dükkânı sattığını, evi de kiraya verdiğini söyler. Ayrıca, ertesi gün bir vapurla, Karadeniz yolu ile Anadolu&#8217;ya geçileceği haberini verir.</p>
<p>Bu yolculuğa Seyfi Bey&#8217;in ağabeyi Sait Bey de katılır. Yolculuk, tebdil-i kıyafet ve kimlik değişikliği ile yapılacaktır. Bnb. Fikri her türlü tedbiri alır. Vapurun adı &#8220;Karintina&#8221; dır. Bnb. Fikri, çarkçı muavini Nuri; Seyfi Bey&#8217;in ağabeyi Sait Bey, kamarot şefi Kâzım; Seyfi Bey de lostromo Kemal kimliklerine bürünür. Karadeniz yoluyla İnebolu&#8217;ya geçilir. Oradan da Kastamonu - Çankırı aracılığıyla Ankara&#8217;ya ve nihayet cepheye gidilecektir. İnebolu - Ankara yolunun bir diğer adı da &#8220;İstiklâl Yolu&#8221; dur.</p>
<p>Seyfi Bey ve Bnb. Fikri&#8217;nin ailesi Kastamonu&#8217;da kalır. Bnb. Fikri ve Sait Bey ise Ankara&#8217;ya gitmek üzere yola devam ederler. Seyfi Bey, Bnb. Fikri&#8217;nin ailesini (Feriha ve anneanne) doğup büyüdüğü köyüne götürür. Köyde, Seyfi Bey&#8217;in dayısı, amcası, teyzeleri onları bekler. Çünkü, Kastamonu&#8217;dan ayrılmadan birkaç gün önce Seyfi Bey, köyüne bir mektup göndermiş ve kendisini kurtaran insanlarla birlikte köye geleceğini bildirmiştir. Misafirler köyde çok iyi ağırlanır. Seyfi Bey, zaman zaman, köyden Kastamonu&#8217;ya gider ve döner. Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti&#8217;nin genelgesi doğrultusunda bir de görev alır. Bu görev; sivil halktan toplanacak olan erzak, çamaşır ve malzemeleri, dayısının başkanlığını yaptığı Askerlik Şubesi deposunda tanzim etmek ve bunları gerekli yerlere ulaştırmaktır.</p>
<p>Bu görev dolayısıyla Seyfi Bey, Feriha Hanım ve Seyfi Bey&#8217;in köydeki akraba kızı Seniha Hanım&#8217;dan oluşan heyet, yakındaki bir köye gider. Onları, vardıkları köyde Emin Efendi adında aydın, kültürlü bir köy kâtibi karşılar. Emin Efendi, ateşli bir Millî Mücadele taraftarıdır ve gelenlere her türlü kolaylığı gösterir. Gerekli malzemeler toplanır ve bir başka köye gitmek üzere heyet yola koyulur. Yolda Feriha, Seyfi Bey&#8217;e parçalanmış bir kâğıt uzatır. Bu kâğıtta Seniha&#8217;nın Seyfi Bey&#8217;e duyduğu sevgi anlatılmaktadır. Seyfi Bey, Seniha&#8217;nın kendisine duyduğu sevginin karşılığının bulunmadığını, Seniha&#8217;yı bir akraba kızı olarak sevdiğini, âşık olunması gereken kişinin kendisi olduğunu söyler.</p>
<p>Gittikleri yörük köyünde de oldukça yüklü erzak, malzeme ve çamaşır toplayan heyet, Muratlar köyüne dönerler. Dönüş yolunda kasabadan gelen postayla karşılaşırlar. Ankara&#8217;dan Bnb. Fikri ve Sait Bey&#8217; den mektuplar gelir. Feriha, babasından gelen mektubu alır ve okur. Bnb. Fikri, mektubunda Ankara&#8217;yı anlatır. Ankara ortamının uygun olmadığını, Feriha ile annesinin bir müddet daha &#8220;Muratlar&#8221; köyünde kalmasının doğru olacağını ifade eder. İki gün sonra yazılmış, ama aynı gün gelen ikinci bir mektubunda ise Bnb. Fikri, ailesini Ankara&#8217;ya davet eder. Tabur komutanı olarak Ankara dışına çıkacağını, fakat eski zengin bir dostla karşılaştığını ve Ankara&#8217;ya geldiklerinde o dostuna misafiri olacaklarını, arzu ettiğinde Seyfi Bey&#8217;in de gelebileceğini bildirir.</p>
<p>Yolculuk için hazırlıklar başlar. Muratlar&#8217;dan Kastamonu&#8217;ya geçilir. Ankara&#8217;ya gidecek bir kafilede yaylı tutulur. İstiklâl Yolu&#8217;nun yolcularından Muazzez Hanım&#8217;la tanışılır. Yeni evli olan bu hanımın kocası Yüzbaşı&#8217;dır. Muazzez Hanım, ailesinin karşı gelmesine rağmen kocasını bulmak için zorlu yolculuğu göze almış ve İstanbul&#8217;dan çıkarak buralara kadar gelmiştir. Bütün emeli, Ankara&#8217;da kocasının izini bulabilmektir.</p>
<p>Kafile, Ilgaz dağlarını aşarak Ankara&#8217;ya gelir. Seyfi Bey, Bnb. Fikri&#8217;nin dostu olan tuhafiyeci Mustafa Efendi&#8217;nin dükkânına gider ve Mustafa Efendi&#8217; ye Bnb. Fikri&#8217;nin ailesinin Ankara&#8217;ya geldiğini ve Taşhan&#8217;a yerleştiklerini bildirir. Mustafa Efendi ve Seyfi Bey, Taşhan&#8217;a giderler. Feriha, anneannesi ve Muazzez Hanım, oradan alınarak Mustafa Efendi&#8217;nin evine geçilir. Mustafa Efendi, çok eskiden Bnb. Fikri&#8217;nin yanında askerliğini yapmış, şimdilerde ise oldukça zengin, misafirperver bir insandır. O, bu insanları evinde misafir ederek Bnb. Fikri&#8217;ye olan manevî borcunu ödemek ister. Mustafa Efendi&#8217;nin kendisinden biraz daha yaşlı bir karısı vardır. Adı, Hacı Nine&#8217;dir.</p>
<p>Mustafa Efendi, Seyfi Bey&#8217;i yaşlı bir kaymakamla tanıştırır. Onun aracılığıyla Muazzez Hanım&#8217;ın kocası Yzb. Cevat&#8217;ın akıbeti araştırılır.</p>
<p>Seyfi Bey, Mustafa Efendi&#8217;ye fazla yük olmamak için izin ister ve Ankara&#8217;da bulunduğunu bildiği arkadaşı Necip Kâmil&#8217;i aramaya başlar. Necip Kâmil, Millet Meclisi&#8217;nde zabıt kâtibidir. Onun dayısı ise Müdafaa Vekaleti&#8217;nde &#8220;Miralay&#8221; rütbesinde görev yapar. Seyfi Bey, Necip Kâmil&#8217;i bulur ve onunla eski anılarını tazeler; sonra da ayrılıp Taşhan&#8217;a yerleşir. Taşhan Oteli&#8217;nde bir mebusla tanışır. Onun aracılığı ile Meclis&#8217;te zabıt kâtibi olarak görev almak ister.</p>
<p>Seyfi Bey, ertesi gün tuhafiyeci Mustafa Efendi&#8217;nin dükkânına gider. Burada, iki haber alır. Bunlardan biri, Bnb. Fikri&#8217;nin Ankara&#8217;da olduğu ve dükkâna geleceği; diğeri ise Muazzez Hanım&#8217;ın kocası Yzb. Cevat&#8217;ın Uşak savaşlarında şehit düştüğüdür. Bir müddet sonra Bnb. Fikri de dükkâna gelir. Özlem giderildikten sonra tekrar ayrılmak zorunda kalırlar.</p>
<p>Seyfi Bey, Meclis zabıt kâtibi olur. Bu vesile ile, Mustafa Kemal Paşa&#8217;yı da yakından görme fırsatını elde eder. Bir ara, Feriha&#8217;yı görmek amacıyla Mustafa Efendi&#8217;nin evine gider. Fakat Feriha, evdeki hanımlarla Kayaş&#8217;a piknik yapmaya gitmiştir. Bu ziyaretinde Muazzez Hanım&#8217;ın da İstanbul&#8217;a döndüğünü öğrenir.</p>
<p>Seyfi Bey, aynı gün Meclis&#8217;e geldiğinde yaşıtlarının askere alındığını duyar. Meclis&#8217;te çalışan üç arkadaşı ile asker sevkiyat şubesine gider ve askere yazılır. Artık, askerî talimgâhtadır. Bu talimgâhta eğitim yaptığı süre içinde zaman zaman Feriha&#8217;yı ve ailesini ziyaret eder. Eğitim süresi biter ve cepheye gider. Cephede, Bnb. Fikri ve İstiklâl Yolu&#8217;nda tanıdığı Dursun Onbaşı ile beraberdir. Bir gün, Dursun Onbaşı, Bnb. Fikri&#8217;nin kendisini çağırdığını söyler. Seyfi Bey, emri alır almaz Bnb. Fikri&#8217;nin çadırına gider. Bnb. Fikri, Seyfi Bey&#8217;e Türk ordusunun ertesi gece Büyük Taarruz&#8217;a başlayacağı bilgisini verir ve Seyfi Bey&#8217;den önemli bir ricada bulunur. Eğer, kabul ederse savaştan sonra kızı Feriha ile evlenmesini ister.</p>
<p>Seyfi Bey, üç arkadaşı (Hidayet, Kemal, Fikret) ile birlikte düşman saflarının arkasına geçer ve düşman telsiz istasyonunu imha eder. Bu görevde arkadaşlarından Hidayet ve Fikret, düşmanla çatışmada kaybolur.</p>
<p>Türk ordusu, Büyük Taarruz&#8217;a başlar. Yunan askerleri, beklemedikleri bu taarruz karşısında bozguna uğrar. Bu zorlu mücadelede Seyfi Bey, kolundan yaralanır. Doktorlar, onun revire gitmesini, bu şekilde savaşamayacağını söyler. O da cephe gerisindeki bir revire gider. Orada, hastabakıcılık yapan Feriha ile karşılaşır. Her iki genç de çok mutludur.</p>
<p>Türk ordusu İzmir&#8217;e girer. Bnb. Fikri, artık &#8220;Kaymakam&#8221; dır. Kaymakam Fikri, Seyfi Bey ve Feriha; İzmir&#8217;de bir aradadırlar. Milletin kurtuluş mutluluğunu, Seyfi Bey ile Feriha&#8217;nın evlilik mutlulukları daha güçlü perçinler.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.1kitapozeti.com/silah-arkadaslari.html/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Sonuç İçin Yönetim</title>
		<link>http://www.1kitapozeti.com/sonuc-icin-yonetim.html</link>
		<comments>http://www.1kitapozeti.com/sonuc-icin-yonetim.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 08 Dec 2008 13:43:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Kitap Özetleri]]></category>

		<category><![CDATA[ş]]></category>

		<category><![CDATA[yönetim kitapları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.1kitapozeti.com/?p=324</guid>
		<description><![CDATA[KİTABIN ÖZETİ
Yöneticiler, gelecek konusuna gerekli zamanı ayırmadıkları gibi bu konu üzerinde yeterli düşünce de üretememektedirler. Ancak bir yönetici gelecekle başa çıkmayı düşünmeden önce bugünün zorluklarını ortadan kaldırmalıdır. Yöneticinin görevinin üç farklı boyutu vardır: mevcut şirketi verimli hale getirmek, şirketin potansiyelini belirlemek ve iyi anlaşılmasını sağlamak, şirketi farklı bir gelecek için farklı bir şirket haline getirmek. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.1kitapozeti.com/wp-content/uploads/2008/12/sonuc-icin-yonetim.jpg"><img  class= "aligncenter size-medium wp-image-323"  title= "sonuc-icin-yonetim"  src= "http://www.1kitapozeti.com/wp-content/uploads/2008/12/sonuc-icin-yonetim.jpg"  alt= ""  width= "200"  height= "291" /></a><strong>KİTABIN ÖZETİ</strong></p>
<p>Yöneticiler, gelecek konusuna gerekli zamanı ayırmadıkları gibi bu konu üzerinde yeterli düşünce de üretememektedirler. Ancak bir yönetici gelecekle başa çıkmayı düşünmeden önce bugünün zorluklarını ortadan kaldırmalıdır. Yöneticinin görevinin üç farklı boyutu vardır: mevcut şirketi verimli hale getirmek, şirketin potansiyelini belirlemek ve iyi anlaşılmasını sağlamak, şirketi farklı bir gelecek için farklı bir şirket haline getirmek. <span id="more-324"></span>Yapısı, büyuklüğü, ürünleri ve pazarı ne olursa olsun iş birbirinin çok benzeridir ve her şirket için ortak iş gerçekleri vardır: sonuçlar ve kaynaklar şirketin içinde değil dışındadır; sorunların çözülmesiyle değil fırsatların değerlendirilmesiyle sonuçlara ulaşılır; kaynaklar sorunlardan çok fırsatlara ayrılmalıdır; ekonomik sonuçlar ancak liderlikle elde edilir; liderlik geçici ve kısa ömürlüdür; var olan, eskir; var olanların hemen hemen tümü yanlış bölüştürülmüştür; yoğunlaşma gerçek ekonomik sonuçların anahtarıdır. Bu varsayımlardan yola çıkarak, şirket kendi gerçeklerini analizlerle bulmalıdır.</p>
<p>Şirketin temel analizi, şirketin şimdiki hali kadar; geçmişte alınan kararlar, önlemler ve sonuçların miras biraktıklarının incelenmesiyle başlar. İlk önce şirkette sonuçların ölçülebildiği sonuç bölgeleri belirlenmelidir. Bu bölgeler, büyük şirket kompleksleri içindeki işlerdir; üretim, üretim hatları, pazarlar ve dağıtım kanalları. Önemli olan, analizde teknik mükemmelikten çok, anlaşmazlık ve yargı bölgeleri oluşturmaktır. Bulunması gereken, &#8216;doğru cevaplar&#8217; değil, &#8216;doğru sorulardır &#8216;.</p>
<p>Sonuç bölgelerinin analizi, ürünlerle özellikle &#8216;ürünün&#8217; tanımı ile başlamalıdır. Uygulamada, her şirketin gerçekte ürün olan ve ürün olmayan, ancak diğer bazı ürünlerin parçaları yada aksesuarları olan bazı ürünleri vardır. Bu tip asıl faaliyet olmayan ürünleri, ürün standartları ile değerlendirmek yanıltıcı olur.</p>
<p>Bir şirketin ürünlerinden para kazanması, o şirketin unutulmadığını gösterir. Ancak bu ürün için bir pazar olması gerektiği de gözden kaçmamalıdır, aynı zamanda ürünü üreticisinden piyasaya götürecek dağıtım kanalları da olmak zorundadır. Çoğu zaman hem pazar hem de dağıtım kanalı hayati bir önem taşır, ama bir çok iş adamı bu kanalları kullandığının farkında bile değildir. Sonuçta, bu üç sonuç bölgesinin herbirinin ayrı kazançları, ayrı maliyetleri ve ayrı kaynakları olmasına rağmen üçü de beraber ve birbirleriyle olan karşlıklı iIişkileri göz önünde tutularak analiz edilmelidir.</p>
<p>Uygulamada tüm ürünler, pazarlar ve dağıtım kanalları birkaç önemli sınıf altında toplanabilir: bugün para kazananlar: miktarı her zaman önemli boyuttadır, net kazanç getirirler, kazançtaki payları maliyet yükündeki paylarından daha fazla olmalıdır; yarın para kazanacaklar: hem son derece gerçek hem de ümit vericidir, şimdiden karlı ve büyük bir pazara sahiptir; üretici özellikler: hem sınırlı, hem de farklı bir pazarı vardır, bu ürünler gerçek bir işlev sunmalı liderlikten payını almalıdır; gelişen ürünler: hala gerçek bir ürün değildir, gelişme sürecinde olmasa bile giriş sürecindedir; başarısızlıklar: teşhis yada tedaviyle ilgili bir sorun değildir, kendilerini duyururlar ve ortadan kaldırırlar; dün para kazananlar: bugün para kazanan ürünler gibi çok miktarda satılmasına yönelik eğilimler vardır, ancak karda önemli katkıları yoktur; onarım işleri: bir ürün bir gereği yerine getiremiyorsa bir onarım işi olarak ele alınmalıdır, sorun yaşanan her ürün bir onarım işi değildir; gereksiz ürünler; doğru olmadığı ortaya çıkan ürünler: piyasada ekonomik bir işlevi gerçek anlamda yerine getiremeyen üründür, müşterinin para ödemeye razı olmadığı anlamsız bir farklılık sunar; yonetim egosundan kaynaklı yatırımlar: başarıya ulaşması gereken ancak ulaşamayan üründür, fakat yönetim o kadar çok yatırım yapmıştır ki gerçeği kabullenmez ve ürüne devam eder; Sinderella&#8217;lar: sadece kendilerine bir şans verilirse başarıya ulaşabilirler. Bu sınıflandırmada bir ürünün karakterindeki değişim önceden farkedilebilmelidir. Her ürün için değişen yaşam eğrileri vardır ve ürünün beklentilere uymayan bir performans izlediğine dair bir işaret yapılan sınıflandırmada bir değişiklik olduğunu belirtir.</p>
<p>Maliyetler, tanımlanması, ölçülmesi ve kontrolu ile üzerinde en çok çalışılan konudur. Maliyetler kendi başlarına çıkmazlar, her zaman bir sonuçtan dolayı ortaya çıkarlar. Kaynakların tümünü sonuçlara yoğunlaştırmak, en iyi ve en etkin maliyet kontroludur. Etkin maliyet kontrolü için gerekli noktalar vardır: yoğunlaşma merkezi maliyetleri olduğu yerde kontrol etmeye yönelik olmalıdır; farklı maliyetlere karşı farklı davranılmalıdır; maliyetleri kesmede doğru olan tek yol bir faaliyeti tümden kesmektir; etkin maliyet kontrolü şirketin tümünün incelenmesini gerekitirir yoksa bir yerde maliyet azalırken başka bir yerde artabilir; analiz edilmesi gereken maliyet sistemi ekonomik değer üreten tüm ekonomik faaliyetlerdir.</p>
<p>Maliyetleri kontrol edebilmek için, bir şirket maliyet analizine ihtiyaç duyar, bu analiz: maliyet merkezlerini, yani belli başlı harcamaların yapıldığı ve etkin maliyet azaltımının gerçekten sonuç üretebileceği bölgeleri saptar, bu merkezlerdeki önemli maliyet noktalarının neler olduğunu bulur, tüm şirkete tek bir &#8216;maliyet akışı&#8217; olarak bakar, maliyetleri müşterinin ödediği miktar olarak tanımlar ve temel karakterlerine göre sınıflandırıp maliyet teşhisi üretir. Maliyetlerde dört sınıf vardır: üretken malivetler; tüketicinin istediği ve uğrunda para ödemeye razı olduğu değerleri geliştirmek için harcanan çabaların maliyeti; destek maliyetleri: kendi başlarına hiçbir değer üretmezler, ancak bu maliyetlerden kaçınılmamalıdır, fakat ilk sorulması gereken soru da &#8216;bu maliyetlere gerçekten ihtiyaç var mıdır?&#8217;; koruma maliyetleri: herhangi bir şeyin ortaya çıkarılmasını amaçlamak için değil, istenmeyen şeylerin ortaya çıkmasını önlemek için yapılan harcamalardır, burada sorulması gereken soru &#8216;korumak için yaptığımız maliyetten daha fazlasını kaybedecek miyiz?&#8217;; israf sonuç üretmeyen faaliyetlerin maliyetidir.</p>
<p>Bir şirketin amacı müşteri yaratmaktır. Bunu yapabilmek için de pazar analizleri yapılmalıdır. Ancak ilk önce pazarlama gerçeklerinin farkına varılması gereklidir: Sirket çahşanlarının müşteri ve pazar hakkında bildiğini sandıkları şeyler, yanlışa doğrudan daha çok yakındır, gerçeği bilen tek kişi müşteridir. Müşterinin, şirketin ona sattığını düşündüğü şeyi satın aldığı pek nadirdir. Kendisi için para ödenen, karşılığında memnun kalınandır. Üretici, doğrudan rakip olarak gördüğü malların ya da hizmetlerin gerçekte neyle ve kimle rekabet ettiğini tamınlayamaz. Ürününün en önemli özelliği müşteri için hiçbir anlam ifade etmeyebilir ve müşteri her zaman kendi aklına uygun davranır. Hiçbir tek ürün ya da şirket pazar için çok önemli değildir. Müşteri ödeyen değil, satın alma kararını veren kişidir, satın alan kişinin mi yoksa dağıtım kanalının mı daha önemli müşteri olduğuna karar vermek nerdeyse imkansızdır. Ve son olarak pek çok şirket için müşteri olarak adlandırabilecekleri tek bir kişi ya da tek bir grup yoktur.</p>
<p>Pazarın gerçeklerini kavradıktan sonra beklenmeyeni görmeye götüren soruları sırayla sormamiz gereklidir: 1)müşteri olmayan, yani pazarda olduğu halde ürünlerimizi satın almayan kişi kim? Ve neden müşteri olmadığnı bulabilir miyiz? 2)müşteri parası ve zamanıyla ne yapar? 3)müşteri ve müşteri olmayanlar diğerlerinden ne satın alıyorlar, bu ürünler onlara ne sağlıyor, biz daha iyisini yapabilir miyiz? 4)ürünlerimizden yada hizmetlerimizden hangileri gerçek öneme sahip memnuniyet alanlarını tamamıyla doldurdu? 5)müşterinin zihninde ve ekonomisinde anlamlı olan kümeler hangileridir? 6)bizim için müşteri olmayanlar kimlerdir ve biz kimler için müşteri değiliz? 7)müşterinin davranışları açısından, bana tamamiyle akıldışı gözüken nedir? Onun gerçekleri arasında yer alan, ancak benim bir türlü göremediğim şey nedir?</p>
<p>Müşterinin işin kendisi olması gibi bilgi de tamamiyle işin kendisidir. Şirket başarısı açısından bilgi herşeyden önce müşteri için memnuniyet ve değer olarak birşeyler ifade etmelidir. Tıpkı pazar gerçekleri olduğu gibi şirketlerin karşılaştığı bilgi gerçekleri de vardır: Şirketin kendine özgü bilgisini doğru bir şekilde tanımlamak kolay gözükür, oysa bu aldatıcıdır. Bilgi analizini iyi yapmak için uygulama gerekir ve kazanılan bütün bilgiler zaman geçtikçe yanlış bilgi haline gelir. Yönetimle ilgili işi olan herkes şirketin tüm işlevlerini ve disiplin temellerini bilmelidir. Hiçbir şirket pek çok alanda üstün olamaz.</p>
<p>Pazar analizi gibi bilgi analizi de teşhise yönelik sorular sormamızı sağlar: 1) doğru bilgiye sahip miyiz, sonuçların olduğu noktada yoğunlaşıyor muyuz? 2) ortaya koyduğumuz bilgi için gerçekten para kazanıyor muyuz? 3) bilgimizi, ürünlerimiz ve hizmetlerimiz için yeteri kadar kullanıyor muyuz? 4) nasıl gelişebiliriz, neyi gözden kaçırıyoruz, gözden kaçırdığımız bu noktayı nasıl yakalayabiliriz?</p>
<p>Yukarıda bahsedilen işlemlerden hiçbiri işi tek başına başaramaz. Hepsini biraraya getirerek şirket kendini çözümleyebilmeli, teşhisini koyabilmeli ve kendini yönetebilmelidir. Şirketin ne yaptığını açıklamaktan daha önemli olan şirketin ne yapması gerektiğini ve şu ana dek neyi yapmadığını belirlemektir. Bu analizler önceki analizlerle karşılaştırılırsa neyin eksik olduğu ortaya çıkacaktır.</p>
<p>Şirketin tümünün ve temel ekonomisinin analizi her zaman şirketin kimsenin beklemediği kadar bakımsız olduğunu gösterir. Şirketi etkin hale getirmede yöneticinin elinde çeşitli yaklaşımlar vardır: yönetici elindeki bilgilerle ve imkanlarla optimum sonuçları üretecek &#8216;ideal iş&#8217; modeliyle işe başlayabilir; elindeki kaynakları en cazip olasılıklara yöneltip fırsatları maksimuma çıkartmaya çalışabilir; kaynakları en üst düzeye çıkartabilir. İdeal işin tasarlanması gidilecek yönu belirler, sonuçlar için olduğu kadar harcanan çaba içinde hedeflerin belirlenmesini sağlar. Mevcut şirketin kapasitesini arttırmak işleri daha iyi yapmaktan geçer. Yapılması gereken farklı işler: yenilikler yapmak ve mükemmele yakın mevcut ürünleri ve faaliyetleri mukemmelleriyle değiştirmektir. Bu eylemler için plan yapmada en önemli nokta kaynakların dağıtımı ve özellikle personel seçimi için alınan kararlardır. Bu kararlar alınana ve etkin hale getirilene dek gerçekte hiçbir sey yapılmamıştır.</p>
<p>Bir şirket o anki fırsatlar ve zorluklar karşısında kendisini ne kadar başarılı organize ederse etsin hala optimum performansının çok altında kalacaktır. &#8216;Şirketi savunmasız duruma sokan, şirketin etkinlik kazanmasını engelleyen ve şirketin ekonomik olarak yetersiz olmasına neden olan zorluklar nelerdir?&#8217;, &#8216;şirketin dengesizlikleri nelerdir?&#8217;, &#8216;nelerden korkuyoruz, neleri tehdit olarak görüyoruz ve bu tehditleri nasıl fırsata dönüştürürüz?&#8217; soruları şirketin gizli potansiyelini ortaya çıkaracaktır. Dengesizlik olarak karşılaşılan en önemli durum; hizmet sunmak zorunda oldukları pazar ya da ihtiyaç duydukları yönetim için ölçeğin yanlış seçilmesidir. Bütün dengesizlikler gibi bu da gizli kalmış fırsattır. Bununla beraber bir şirketi tehdit eden gelişmelerde de gizli fırsatlar vardır. Elbette tehditleri fırsatlara dönüştürmek her zaman mümkün değildir. Ancak tehditi defetmektense onu fırsata dönüştürmek daha iyidir. Yeni bir gelişmeye karşı mücadele etmektense, ondan yararlanma yoluna gitmek herzaman daha karlıdır.</p>
<p>Gelecekte fırsatlar vardır. Fakat ne yazik ki gelecek bilinemez ve herzaman beklenenden farklı olacaktır. Bu yüzden bugünün olaylarını gelecekte olacaklara dayandırmak sadece zaman kaybıdır. Yapılacak en iyi şey bir daha değiştirilemiyecek şekilde ortaya çıkan olayların gelecekteki etkilerini tahmin etmektir. Ancak geleceğin farklı olacağı ve önceden tahmin edilemiyecek olmasından dolayı beklenmeyeni ve tahmin edilemiyeni var etmek mümkündür. Geleceği oluşturmak üzere yapılan araştırmaların amacı yarın neyin yapılması gerektiği değil, istenilen yarını elde etmek için bugün neyin yapılması gerektiğine karar vermektir. Gelecekle ilgili iki tane yaklaşım vardır: zaten gerçekleşmiş bir geleceğin tahmini: Ekonomi ve toplumda süreksizliğin belirlenmesi ve bu belirsizliğin tum etkilerinin hissedilmesi arasındaki zaman farkını belirlemek ve bundan yararlanmak; geIeceği gerçekleştirmek:henüz doğmamış olan geleceğe belirli bir yön ve şekil vermeye çalışan yeni bir düşünce. Araştırılması gereken başka bir alan da bu geleceğin getirdiği bilgidir. &#8216;İçinde bulunulan sanayinin yapısında önemli bir değişiklik işaret eden herhangi birşey yaşanıyor mu?&#8217; sorusu bu bilgiye ulaşmada önemli bir basamaktır. Geleceği oluşturmak aynı zamanda farklı bir şirket yaratmak demektir. Geleceği oluşturmak için, daima yeni şeyler yapmaya istekli olunmalıdır. Kişi kendisine &#8216;bugünden farklı olan yarın neyin gerçekleştiğini görmek istiyorum?&#8217; diye sormalıdır.</p>
<p>Sirket analizinin ve şirket boyutlarının her adımında çeşitli kararlar ve önlemler alınır. Bunun içinde şirketin tüm boyutlarını içeren bir kilit kararlar kümesi oluşturulmadır. Bu kümeler: iş düşüncesi: her şirketin yaptığı işe iIişkin bir düşüncesi, kendisine ait bir resmi ve kendisine özgü kapasitesi vardır. İş düşüncesi her zaman, pazara salanması gereken bir memnuniyeti ya da ekonomik performansta etkin hale getirilmesi gereken bir bilgiyi tanımlar. Şirkete özgü özellik: şirketin nerede üstün olduğunun belirlenmesidir. Bilgi üstünlüğü, çalışanların bir şeyi şirkete liderlik sağlayacak kadar iyi yapabilme kapasitesidir. Bir şirketin nerede üstün olduğunu saptamak, gerçek öneme sahip çabaların ne olduğu ve ne olması gerektiğini belirler. Üstünlük tanımlaması çok sık değişmez ancak sonsuza dek aynı değerde kalmaz. Öncelikler: bir şirket ne kadar basit ve iyi düzenlenmiş olursa olsun her zaman yapılacak daha çok iş ve kaynak vardır. Öncelikler için kararlar alınması zorunludur.</p>
<p>Bir şirket yapısı ne olursa olsun kovalamak istediği fırsatların ve kabul etmeye hazır olduğu tehlikelerin neler olduğuna karar vermelidir. Üç tür fırsat vardır: ilave fırsatlar-mevcut kaynakların daha iyi kullanımını sağlar, şirketin karakterini değiştirmez; tamamlayıcı fırsatlar-şirketin yapısını değiştirecektir, mevcut işIe birleşmesi halinde sinerji yaratırlar; atılım fırsatları- şirketin temel ekonomik karakterini ve kapasitesini değiştirir. Fırsatlar gibi tehlikelerde sınıflandırılabilir: kabul edilmesi gereken tehlikeler- işin tabiatında bulunan tehlikeler; göze alınabilen tehlikeler- bir fırsatı kovalarken harcanan para ve fırsatın kaybedilmesi; göze alınamıvan tehlikeler ve son olarak göze alınmaması mümkün olmayan tehlikeler-atılım niteliğindeki fırsatlar. Fırsatlar ve tehlikelerin kabulüyle birlikte her şirketin uzmanlaşması gerekir. Çünkü her şirket liderlik yapacağı bir alana ihtiyaç duyar. Uzmanlıkla beraber şirketler çeşitliliği de sağlamalıdırlar. Bununla beraber şirketler ekonomik gerekçelerine, fırsatlarına ve performans proğramına uygun bir organizasyon yapısı kararlaştırmalıdırlar. Doğru yapı sonuçları garantilemez, ancak yanlış yapı mutlaka kaybettirir. Girişim nitelikli bir programın performansa dönüşmesi için etkin bir yöntem gereklidir. Bir proğram; birisinin sorumlu olduğu bir işe dönüştürülmeIidir, şirket uygulamalarına bağlı olarak yapılmalıdır ve ekonomik performans üzerine odaklaşma ve çalışanların işine ve organizasyon ruhu üzerine kurulmalıdır.</p>
<p>Sonuçta günümüzde önemli kararları alan asıl kişiler şirket tarafından görevlendirilen ve bir iş organizasyonu içinde görev alan yöneticilerdir. Bütün şirketlerde, ekonomik görevler ve kararlar için sistemli ve amaçlı bir çaIışma yapmak bir yaşam şekli olmak zorundadır.</p>
<p>Drucker&#8217; ın bu kitabı bir şirketin başarıya ulaşması için neler yapması gerektiğini anlatan bir başucu kitabıdır. Kitap yöneticilere ve yönetici adaylarına başarıya ulaşmak için kendilerine ve başkalarına sormaları gereken kritik soruları göstermektedir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.1kitapozeti.com/sonuc-icin-yonetim.html/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Soğuk Savaş</title>
		<link>http://www.1kitapozeti.com/soguk-savas.html</link>
		<comments>http://www.1kitapozeti.com/soguk-savas.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 08 Dec 2008 13:41:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Kitap Özetleri]]></category>

		<category><![CDATA[ş]]></category>

		<category><![CDATA[savaş kitapları]]></category>

		<category><![CDATA[soğuk savaş]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.1kitapozeti.com/?p=320</guid>
		<description><![CDATA[KİTABIN ÖZETİ
Kitap özellikle, dünyanın iki büyük gücünün İkinci Dünya Savaşı süresince müttefik olarak aynı saflarda savaşmasını ve savaşın sona ermesi ile yolların ayrılması ve böylece dünyada soğuk savaş döneminin başlamasını ve bu dönemin etkilerini ortaya koymaktadır.
Kitap öncelikle İkinci Dünya Savaşı sonucunda süper güç olarak ortaya çıkan Amerika Birleşik Devletleri ve Sovyet Rusya&#8217;nın bir hakimiyet ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.1kitapozeti.com/soguk-savas.html/soguk-savas" rel="attachment wp-att-319"><img  src= "http://www.1kitapozeti.com/wp-content/uploads/2008/12/soguk-savas.jpg"  alt= ""  title= "soguk-savas"  width= "250"  height= "250"  class= "aligncenter size-medium wp-image-319" /></a>KİTABIN ÖZETİ</p>
<p>Kitap özellikle, dünyanın iki büyük gücünün İkinci Dünya Savaşı süresince müttefik olarak aynı saflarda savaşmasını ve savaşın sona ermesi ile yolların ayrılması ve böylece dünyada soğuk savaş döneminin başlamasını ve bu dönemin etkilerini ortaya koymaktadır.<span id="more-320"></span></p>
<p>Kitap öncelikle İkinci Dünya Savaşı sonucunda süper güç olarak ortaya çıkan Amerika Birleşik Devletleri ve Sovyet Rusya&#8217;nın bir hakimiyet ve rekabet kavgasına sürüklenişini soğuk savaş kavramı temelinde analiz etmektedir.</p>
<p>Yazar, soğuk savaşa konu olan olayları birbirleri ile ilişkileri dizerek kronolojik bir sıra dahilinde bu olayları süper güçler cephesinde ayrı ayrı ele almış, fakat birbirleri ile olan ilişkilerini de hep göz önünde tutmuştur.</p>
<p>Soğuk savaş, 05 MART 1946 tarihinde İngiliz Churchill&#8217;in Amerika&#8217;nın Missauri Eyaletinde, Amerika Başkanı Truman&#8217;ın da bulunduğu bir platformda yaptığı şu konuşma ile başlamıştır. &#8220;Baltık&#8217;taki Stettin&#8217;den, Adriyatik&#8217;teki Trieste&#8217;ye kadar Avrupa Kıtası üzerine boydan boya demir bir perde inmektedir&#8221;. Churchill&#8217;in yaptığı bu &#8220;Demir Perde&#8221; konuşması ve Stalin&#8217;in bu konuşmaya Sovyetler Birliği&#8217;nden verdiği cevap, batı dünyasında soğuk savaşı resmen başlatan olaylar olarak kabul edilmesine neden olmuştur.</p>
<p>İkinci Dünya Savaşından sonra dünya çok küçülmüş, başta Avrupa olmak üzere dünyanın pek çok köşesinde otorite boşluğu meydana gelmiştir. Bu boşluğu Amerika Birleşik Devletleri doldurması gerekiyordu. Aksi takdirde dünya çapında yükselen komünist hareket boşlukları dolduracak ve böylece Sovyetler Birliği&#8217;nin nisbi etkinliği daha da artacaktı. Amerika; Avrupa ile birleşerek 04 NİSAN 1949 tarihinde NATO&#8217;yu kurarak NATO ile Sovyet tehdidine bir set çekmeye çalışmıştır.</p>
<p>ABD ve Sovyetler Birliği tarafından sürdürülen soğuk savaş boyunca, iki ülke yüzlerce çatışmada dolaylı olarak karşı karşıya gelmiştir. Dünyanın hemen hemen tüm ülkeleri de, doğrudan veya dolaylı yoldan, bu savaştan olumsuz biçimde etkilenmiştir. Birkaç kez nükleer savaşın eşiğinden dönülmüştür. Çeşitli ülkelerde farklı ideolojiler uğruna onlarca insan birbirine kırdırılmıştır. İç savaşlar başlatılmış veya körüklenmiştir. Darbeler yaptırılarak hükümetler yıktırılmış veya kurdurulmuştur. İllegal kuvvetlerle çeşitli ülkelerde çatışmalar çıkartılarak çoğunluğu sivil olmak üzere milyonlarca insan hayatını kaybetmiştir. Ekonomik-askeri-teknolojik alanlarda inanılmaz bir rekabet ve üstünlük yarışına dönem içerisinde devam edilmiş ve gerginlikler üst seviyeye kadar çıkartılmıştır.<br />
Yine dönem içerisinde ürkütücü bir propaganda ve casusluk kavgası başlatılmış, hayal bile edilemeyecek devasa kaynaklar ekonomi dışında tüketilmiştir. Hassasiyet ve vurucu gücü son derece yüksek konvansiyonel silahlar ile yıkıcı gücü korkunç boyutlara ulaşan kitlesel tahrip ve imha silahları geliştirilmiştir. Nükleer denemelere büyük ekonomik ve teknolojik yatırımlar yapılarak tehdidin niteliği ve riski oldukça büyümüştür. Olimpiyatlar boykot edilmiştir. Zirveler yapılarak antlaşmalar imzalanmıştır. Varılan anlaşmaların çoğu ya tamamen ya da kısmen ihlal edilmiştir.</p>
<p>Dönemin devamında silahlanmaya ayrılan ekonomik payın artması ve bunun da insanların ekonomik refah payındaki olumsuz etkileri milliyetçilik akımlarının gelişmesi ile birlikte siyasi alandaki gelişmeler soğuk savaş döneminin tansiyonunun düşmesine neden olmuştur. Bu gelişmeler 1980 yılların başından itibaren ivme kazanmış ve artmıştır.</p>
<p>Soğuk savaşın tansiyonunun düşürülmesi için bütün bunlardan sonra Sovyet Blokunda 1990&#8242;lı yılların başında Gorbaçov&#8217;la gelen &#8220;Yeniden yapılanma ve açıklık&#8221; politikaları ile tarihi bir yumuşama sürecine girilmiştir. Nükleer, kimyasal ve konvansiyonel silahlar da önemli çapta indirimlere gidilmiş, Berlin duvarı yıkılmıştır. Almanya&#8217;lar birleşmiştir. Varşova Paktı dağılmıştır. Ve nihayet soğuk savaşın ateşi, komünizmin çökmesi nedeni ile sönmüştür.</p>
<p>Sonuç olarak bütün bu dramatik gelişmelerin ortaya çıkardığı en büyük gerçek ise, söz konusu savaştan hiç kimsenin karlı çıkmadığı, çıkamayacağı ve hatta en büyük kurbanların İkinci Dünya Savaşı&#8217;ndan sonra soğuk savaşı başlatanların kendileri olduğu gerçeğinin görülmesidir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.1kitapozeti.com/soguk-savas.html/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Savaş Sanatı Tarihi</title>
		<link>http://www.1kitapozeti.com/savas-sanati-tarihi.html</link>
		<comments>http://www.1kitapozeti.com/savas-sanati-tarihi.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 08 Dec 2008 13:39:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>

		<category><![CDATA[ş]]></category>

		<category><![CDATA[Kitap Özetleri]]></category>

		<category><![CDATA[savaş kitapları]]></category>

		<category><![CDATA[siyaset kitapları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.1kitapozeti.com/?p=317</guid>
		<description><![CDATA[KİTABIN ÖZETİ
Yazar &#8220;Savaş Sanatı Tarihi&#8221; isimli eserine Clausewitz&#8217;e göre savaşın tanımı ile başlar. Clausewitz&#8217;e göre savaş &#8220;Politik temasların diğer araçların karışmasıyla oluşan devamıdır.&#8221; Clausewitz, &#8220;Politikanın uzantısı olarak savaş&#8221; tanımını yaparak, düşünmesini bilen subaylara, mesleklerinin eski, karanlık ve temel niteliklerinden düşünsel düzeyde kaçış noktası oluşturmuştu. Ne var ki Clausewitz, savaşın kendi tanımından farklı olduğunun da farkındaydı. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.1kitapozeti.com/wp-content/uploads/2008/12/savas-sanati-tarihi.jpg"><img  src= "http://www.1kitapozeti.com/wp-content/uploads/2008/12/savas-sanati-tarihi-196x300.jpg"  alt= ""  title= "savas-sanati-tarihi"  width= "196"  height= "300"  class= "aligncenter size-medium wp-image-316" /></a><strong>KİTABIN ÖZETİ</strong></p>
<p>Yazar &#8220;Savaş Sanatı Tarihi&#8221; isimli eserine Clausewitz&#8217;e göre savaşın tanımı ile başlar. Clausewitz&#8217;e göre savaş &#8220;Politik temasların diğer araçların karışmasıyla oluşan devamıdır.&#8221; Clausewitz, &#8220;Politikanın uzantısı olarak savaş&#8221; tanımını yaparak, düşünmesini bilen subaylara, mesleklerinin eski, karanlık ve temel niteliklerinden düşünsel düzeyde kaçış noktası oluşturmuştu. Ne var ki Clausewitz, savaşın kendi tanımından farklı olduğunun da farkındaydı. <span id="more-317"></span>En tanınmış yazılarından birine, &#8220;Eğer uygar insanların savaşları, o vahşilerinkinden daha az zalimce ve daha zarar verici olsaydı&#8221; diye başlamıştı. Bu düşünceye uzun süre bağlı kaldığı söylenemez. Çünkü, gerçekte savaşın ne olduğu değil ne olması gerektiği konusunda geniş kapsamlı bir kuram geliştirmeye çalışıyordu ve belli bir noktaya kadar başarılı oldu. Kültür açısından bakıldığı zaman Clausewitz&#8217;in &#8220;Savaş nedir?&#8221; sorusuna verdiği yanıt hatalıdır. Ama şaşırtıcı değildir. Hepimiz kendi kültürümüze yeterince uzaktan bakıp, kişi olarak bizi nasıl şekillendirdiğini algılamayı çok zor buluruz. Modern Batılılar, bireysellik inancına tutkularından dolayı, bu algılamayı diğer insanlar kadar zor kabul ederler.</p>
<p>Clausewitz son derece iyi çalışan bir beyne sahiptir ama eğer fazladan bir entelektüel boyuta sahip olabilseydi, savaşın politikadan çok daha fazlasını kapsadığını görebilirdi. Savaşın aslında kültürün bir göstergesi olduğunun, çoğu zaman kültürel biçimleri saptadığını ve bazı toplumlarda kültürün ta kendisi olduğunu algılayabilirdi. Napoleon&#8217;un savaşlarına katılmış deneyimli bir Prusyalı subay olan Clausewitz, emeklilik yıllarını, daha sonraları savaş hakkında yazılmış en ünlü kitap haline gelen On War (Savaş Üstüne) adlı eserini meydana getirmekle geçirmiş bir askerdir. Bu eserin yazılışından sonra gerçekleşen olaylar, anlattıklarını doğruladığı için On War&#8217;ın ünü gitgide yaygınlaşmıştır. Bu gelişmenin en önemlisi Clausewitz&#8217;in yetiştiği alay düzeninin yaygınlaşmış olmasıydı. Kitabın ana fikri olan, savaşın politik bir davranış oluşu üzerinde yaptığı kendine özgü bir sapmayla şöyle diyordu; &#8220;Savaşmak daima belirgin ve kişiye özgü bir iş olacaktır. Bundan dolayı, savaştıkları sürece askerler, kendilerini kurallar, yasalar ve töreleriyle savaşçılık ruhunun baş tacı edildiği bir kurumun üyeleri olarak göreceklerdir. &#8220;Sözünü ettiği &#8220;Kurum&#8221; elbette alaydı.</p>
<p>Clausewitz&#8217;e göre &#8220;savaşın amacı politik bir sonuca ulaşmaya, yapısı ise yalnızca kendisine hizmet eder.&#8221; Bu mantık çerçevesinde varılacak sonuç, savaşın kendisini bir amaç olarak kabul edenlerin, politik amaçlar uğruna yapısını yumuşatmaya kalkışanlardan daha başarılı olacaklardır.&#8221;</p>
<p>Clausewitz&#8217;in savaşlarla ilgili fikirlerinden sonra savaşlara getirilen kısıtlamalara da değinmek yerinde olur. Tarih boyunca hava koşulları, iklim, mevsimler, arazi yapısı, bitki örtüsü gibi doğal faktörler savaşları her zaman etkileyen faktörler olmuştur. Ayrıca geçici karargah, erzak ve malzeme konularındaki güçlükler, savaşların süresini, boyutlarını ve şiddetini belirleyen karşılaşması muhtemel faktörlerdendir. Teknolojinin ilerlemesi ve gelirin artması ile bu güçlüklerin bir kısmının üstesinden gelinmiş yada etkisi azaltılmıştır. Ancak tümü ile ortadan kaldırılmamıştır.</p>
<p>Savaşların başlaması yazılı tarihle birliktedir, ama tarih öncesi dönemi de görmezlikten gelemeyiz. M.Ö. 2000 yıllarında Mezopotamya&#8217;nın çevresi çeşitli uygarlıklarla dolmuştu. Zamanla silah edinmeye başladılar ama bundan sonraki bin yıl içinde Gutiler, Hurriler ve Kassitiler uçsuz bucaksız vadinin bazen bir kısmını, bazen de tümünü ele geçirmeyi başardılar. Hayvancılıkla geçinmiş olan bu topluluklar eşekler, atlar ve öküzlerle, askerlerine daha geniş ulaşım olanakları sağladılar. Taş silahlar yerine tunçtan yapılmışlarını kullanmaya ve madeni zırhlar kuşanmaya başlamışlardı. (Belirli askeri gereçler, nitelikler ve teknikler, hem imparatorluk sınırlarında hem de yakınlarında yaşayanlar için ortak noktalar sayılabilir.)</p>
<p>Yalnızca yirmi kuşak önce barutun ortaya çıkarak savaşın yapısını değiştirmesine kadar, savaş araçlarının imalinde taş, tunç ve demir kullanılmaktaydı. Gerek kişileri savaş alanına götürmek, gerekse silah ve diğer araç gereci taşımak her zaman güçlükle başarılabilen bir iş olmuştur ; yalnızca atlı savaşçılar bu gibi güçlüklerle karşılaşmamışlardı. Ancak tarih açısından onlar, tüm savaşçıların arasında azınlık durumundadırlar.</p>
<p>Dünyanın yazılı tarihi, genelinde bir savaş tarihidir çünkü; içinde yaşadığımız ülkeler, fetihler, iç savaşlar ve bağımsızlık çarpışmalarıyla bugünkü konumlarına gelmişlerdir. Yazılı tarihin tanıdığı ünlü devlet adamları da çoğunlukla şiddete eğilimli insanlardır. Bu yüzyılda savaşların şiddeti ve sıklığı, sıradan erkek ve kadınların savaşlara bakış açısını da değiştirmiştir. Batı Avrupa&#8217;da, Amerika&#8217;da, Rusya&#8217;da ve Çin&#8217;de iki, üç ve hatta dört kuşak boyunca aileler savaş ortamında yaşamıştır. Silah altına alınmalar oğulları, babaları, kocaları ve ağabeyleri savaş alanlarına götürmüş ve milyonlarcası geri dönmemiştir. Savaş tüm insanların sevgi duygularını incitmiş; çocuklarının ve torunlarının kendi çektiklerini yaşamamaları umuduna bağlanmalarını sağlamıştır. Günlük yaşamlarında insanla şiddet, acımasızlık ve vahşet duygularıyla pek tanışmazlar. Dünyayı döndüren, çekişmeler değil, işbirliğinin yarattığı ruhtur.</p>
<p>Siyaset devam edecektir ama savaşlar sürüp gidemez. Ama bunu söylemek savaşçıların rolünün bittiği anlamına gelmez. Dünya toplumunun, kendilerini otoritenin hizmetine vermeye hazır, yetenekli ve disiplinli savaşçılara her zamankinden daha çok gereksinimi vardır. Bu savaşçılar uygarlığı düşmanları değil, bekçileri olarak görmelidirler.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.1kitapozeti.com/savas-sanati-tarihi.html/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Susuz Yaz</title>
		<link>http://www.1kitapozeti.com/susuz-yaz.html</link>
		<comments>http://www.1kitapozeti.com/susuz-yaz.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 08 Dec 2008 13:37:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Kitap Özetleri]]></category>

		<category><![CDATA[ş]]></category>

		<category><![CDATA[öykü]]></category>

		<category><![CDATA[öykü özetleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.1kitapozeti.com/?p=311</guid>
		<description><![CDATA[
KİTABIN ÖZETİ
Susuz Yaz, Necati CUMALI&#8217;nın, öykülerden oluşan, adını da içindeki bir öyküden alan kitabıdır. Yazar, avukatlık yaptığı yıllarda, hem memleketi olması hem de yaşamının önemli bir kısmını orada geçirmesi nedeniyle, İzmir&#8217;in Seferihisar ve Urla ilçelerine bağlı köylere ait deneyim ve izlenimlerini sunar bu kitapta. Yazılanlar her ne kadar kurgu olsa da, öykülerdeki isimler değiştirilmiş olsa [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.1kitapozeti.com/susuz-yaz.html/susuz-yaz" rel="attachment wp-att-310"><img  src= "http://www.1kitapozeti.com/wp-content/uploads/2008/12/susuz-yaz-202x300.jpg"  alt= ""  title= "susuz-yaz"  width= "202"  height= "300"  class= "aligncenter size-medium wp-image-310" /></a><br />
KİTABIN ÖZETİ</p>
<p>Susuz Yaz, Necati CUMALI&#8217;nın, öykülerden oluşan, adını da içindeki bir öyküden alan kitabıdır. Yazar, avukatlık yaptığı yıllarda, hem memleketi olması hem de yaşamının önemli bir kısmını orada geçirmesi nedeniyle, İzmir&#8217;in Seferihisar ve Urla ilçelerine bağlı köylere ait deneyim ve izlenimlerini sunar bu kitapta. Yazılanlar her ne kadar kurgu olsa da, öykülerdeki isimler değiştirilmiş olsa da, söz konusu öykülerde yaşananlar gerçeğin ta kendisidir. Susuz Yaz&#8217;ı okuyup da Urla ve Seferihisar bölgesine gidenlerin gözünde hemen kitabın satırları canlanırken, bölgeyi iyi bilen biri için de kitabı okuyunca civarın dağları, dereleri ve ormanlarının canlı bir şekilde gözünün önüne geleceği kesindir.<span id="more-311"></span></p>
<p>Toplam onbir kısa öyküden oluşan kitapta, Necati Cumalı, gerçekçi köy hikayelerini toplamıştır. Toprak, su davaları, çekişmeler, kıskançlıklar, öç almalar, kavgalar, cinayetler, zorbalıklar ve köylümüzün, kasabalımızın bu konulardaki tutumu anlatılıyor bu hikayelerde. Aynı zamanda şair de olan yazarın bu özelliği konuları anlatış tarzına da yansımış görünmektedir. Olayları o kadar şiirsel bir dille anlatıyor ki okuyucu ister istemez kendisini olayın içinde buluyor. Kitaba adını veren Susuz Yaz&#8217;ın yanında on öykü daha vardır: Öç, Yenilmeyen, Dağlı ve Muharrem, Bıçak, Kaatil, Gülsüm Kıza Ağıt, Esma ile İsmail, Aktör, Aksinin Biri ve Selim&#8217;i Anarım.</p>
<p>Tiyatroya da uyarlanan Susuz Yaz&#8217;ın konusu adından da anlaşılacağı üzere &#8220;su&#8221;dur; Anadolu&#8217;da hep var olan, yüzyılımızın son çeyreğinde sınırları da aşıp uluslar arası, savaş çıkartacak kadar önemli bir hale gelen su paylaşımıdır. Mevcut suyun herkese yetmemesi üzerine, tarlasından su çıkan iki kardeş suyu sahiplenir. Çıkan su kavgası kardeşlerden birinin cinayet işlemesiyle sonuçlanır ve diğeri hapse girer. Ceza evine düşen kardeş evlidir ancak gelenek olduğu üzere suçu küçük üstlenir. Bir süre içerdeki kardeşiyle ilgilenen ağabey daha sonra geline göz koyduğu için kardeşinin ölüm haberinin geldiği yalanını bütün köye yayar ve nihayet böylece çaresiz kalan gelinle evlenir. Ancak yıllar sonra ceza evinden beklenmedik şekilde çıkıp gelen küçük kardeş olayları öğrenince kıyamet kopar.</p>
<p>Sinema uyarlamasında aynı adama âşık ana-kız rekabeti olarak gösterilen Öç&#8217;te ise köyün işsiz güçsüz haytasından kızını korumaya çalışan ananın durumu ve olaylarla hiç de ilintisi olmayan insanların trajedisi anlatılmaktadır. Ağabeyinden (Şerif Ali) farklı olarak gözü hep işinde olan küçük Mahmut aşk olayının en hak etmeyen kurbanı olarak, kendisini ve erkekliğini ispatlamak zorunda hisseden, bunu daha çok köylülerin ırz, namuz doldurmalarıyla yapan, kızın (Hacer) erkek kardeşi tarafından öldürülür. Köylerimizde yaygın olarak görülen tipik bir kız kaçma-kaçırılma ve bunu takip eden namus cinayeti olayıdır.</p>
<p>Yenilmeyen&#8217;de her şeyini yenilmez bir güreş devesine yatıran bir köylünün kıskançlıklar sonucu devesinin öldürülmesiyle beraber Batı Anadolu&#8217;daki deve güreşi geleneği en ince ayrıntısı ve terminolojine kadar okurlara sunulmaktadır. Anlatımdaki şiirsellik bir devenin ölümünü okur vicdanında bir insanınki kadar acıklı ve hüzünlü hale getirmektedir. Bıçak ise insanımızın silaha düşkünlüğünü işleyen, bir bıçağın köy çocuğunun arkadaşları ve büyükleri nezdindeki imajını nasıl güçlendirdiğini anlatan kısa öykülerden bir başkasıdır.</p>
<p>Dağlı ve Muharrem, Katil ile Gülsüm Kıza Ağıt öykülerinde sırasıyla zorbalık, kabadayılık, eğitimsiz ve kocasına tamamen mahkum olan kadının dramı ve bütün bunların karşısında sürekli bastırılan, horlanan, aslında pervasızlığa saygısından dolayı baş vurmayan insanların çileden çıkıp olanlara dur demesi ve kendini savunma ihtiyacı hissetmesi örnekleriyle anlatılmaktadır. Ezilen insanların haklılığını belgelemek istercesine söz konusu hikayelerde cinayet işleyenler yazar tarafından &#8220;katil olmalarına rağmen&#8221; o şekilde sunulmaktadır ki okuyucu farkında olmadan sempati duyar onlara.</p>
<p>Aktör ve Aksinin Biri öykülerinde ortak olarak insanlarımızın zayıflıkları, içinde bulundukları maddi güçlükler ve bu güçlükler nedeniyle kolayca yoldan çıkarılmaları, devlet memurlarına rüşvet verilerek ulusun ortak değerlerinin nasıl katledildiği anlatılmaktadır. Hayatta hiç bir amacına ulaşamayan sözde aktör, köylü ve kasabalının saf duygularını ve iyi niyetini sömürerek yaşayıp giderken, bir kereste tüccarı da kolcunun maddi açmazlarını ve içkiye düşkünlüğünü kullanarak ormanları talan etmeye devam eder. Tüccarın yolsuzluğu sanki kırk yıl öncesine ait değil de son birkaç yıldır yaşadığımız her türlü yolsuzluk, sahtekârlık, yüzsüzlük ve vurdum duymazlıkları sergiliyor gibidir. Öyküde yaşananlar günümüze adeta nazire yapıyor, bize çok alışık olduğumuz şeyleri bir daha hatırlatıyor.</p>
<p>Öykülerde görülen genel olumsuz havaya rağmen Selim&#8217;i Anarım adlı öyküde yazarın kendisi bile çalışkan Türk köylüsüne âşıktır. Elinde bulundurduğu tarla, bağ ve bahçelerini işleyerek, diğer bazı komşuların gerek kendi tembelliklerini bastırma dürtüsü gerekse kıskançlıkları nedeniyle sürekli saldırmaları ve dalga geçmelerine rağmen, etrafını cennete çevirmiştir köylü Selim. Engel olunmadığı, destek olunduğu hatta hiç değilse gölge edilmediği zaman insanımızın yapamayacağı şey yoktur.</p>
<p>Bu kitapta ele alınan konular ve sorunlar aslında yüz yıllardır Türk toplumunun yaşadığı sorunlardır. Yazar kişilerin çatışma ve didişmeleri yoluyla bizi bu sorunlara götürmekte, çözüme hiç de gerek olmadığını, problemin çözümü de içinde barındırdığını olayların inceleniş ve aktarılışı sırasında gayet açık bir şekilde vermektedir: Çözüm eğitimdir. Bu dava ve olaylar köyümüz ve köylümüz (bugün kentlimiz de buna dahil edilmeli) aydınlığa kavuşturulmadıkça sürüp gidecektir. Hatta bugün &#8220;kentli&#8221; demekte bir hayli zorlandığımız şehirlilerimizin bir çoğu da ironik bir şekilde aynı kadere mahkum olmuştur. Eskiden cehalet yüzünden sadece kırsal kesimde karşılaşılması muhtemel bazı olaylar kentlere kadar gelip dayanmıştır.</p>
<p>Hemen hemen iki çeyrek asır önce yazılmış ve eleştirilmiş olan konular ne gariptir ki hiç değişmeden bugün de karşımızda durmaktadır. Bu bakımdan Necati Cumalı&#8217;nın öyküleri güncelliğini, gerçekliğini ve sıcaklığını yitirmeyen öykülerdir. Tüm zamanlarda okunabilecek bir başucu kitabı olma özelliğini taşımaktadır. Su davası (Susuz Yaz), kız kaçırma (Öç), kabadayılık yoluyla para sızdırma (Dağlı ile Muharrem), boşanan kadının dramı (Gülsüm Kıza Ağıt) ve rüşvet, yolsuzluk, memleket kaynaklarını talan etme (Aksinin Biri) konuları hem köy hem kentlerimizde fazlasıyla yaşadığımız, alıştığımız ve iyice kanıksadığımız konulardır. İnsanımızı daha iyi tanımak için okunması gereken bir kitaptır Susuz Yaz.</p>
<p>Kitabın Adı  	Susuz Yaz<br />
Kitabın Yazarı 	Necati CUMALI<br />
Yayınevi ve Adresi 	Çağdaş Yayınları Yerebatan Cad. Salkımsöğüt Sok. NO:9/B Cağaloğlu ISTANBUL<br />
Basım Yılı 	1997</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.1kitapozeti.com/susuz-yaz.html/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Savaşmadan Kazanmak</title>
		<link>http://www.1kitapozeti.com/307.html</link>
		<comments>http://www.1kitapozeti.com/307.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 08 Dec 2008 13:32:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Kitap Özetleri]]></category>

		<category><![CDATA[ş]]></category>

		<category><![CDATA[kişisel gelişim kitapları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.1kitapozeti.com/?p=307</guid>
		<description><![CDATA[

KİTABIN ÖZETİ :
Birçoğumuz çevremizdekilerin kusurlarını arayıp; ortaya çıkarmaya çalışırız. Bunun nedeni çevremizdekileri aşağılamak, küçük düşürmek ve kendimizi yüceltmek olsa gerek. Başkalarını eleştirerek, kendimizin kusursuz olduğuna karşımızdakini inandırmaya çalışırız. Bu da çirkin, ucuz, değersiz bir davranış şeklidir.
Hayal gücümüzü kullanarak örnek bir olay canlandıralım: Her gün akşam yemeğinden sonra, eşiyle birlikte parkta sohbet ederek yürüyen karı kocanın [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a rel="attachment wp-att-306" href="http://www.1kitapozeti.com/307.html/savasmadankazanmakkitabi"><img  class= "aligncenter size-medium wp-image-306"  title= "savasmadan kazanmak kitabi"  src= "http://www.1kitapozeti.com/wp-content/uploads/2008/12/savasmadankazanmakkitabi.jpg"  alt= ""  width= "128"  height= "185" /><br />
</a><br />
KİTABIN ÖZETİ :</p>
<p>Birçoğumuz çevremizdekilerin kusurlarını arayıp; ortaya çıkarmaya çalışırız. Bunun nedeni çevremizdekileri aşağılamak, küçük düşürmek ve kendimizi yüceltmek olsa gerek. Başkalarını eleştirerek, kendimizin kusursuz olduğuna karşımızdakini inandırmaya çalışırız. <span id="more-307"></span>Bu da çirkin, ucuz, değersiz bir davranış şeklidir.<br />
Hayal gücümüzü kullanarak örnek bir olay canlandıralım: Her gün akşam yemeğinden sonra, eşiyle birlikte parkta sohbet ederek yürüyen karı kocanın önüne bir gün bir hırsız çıksın. Hırsız, inandırıcı bir şekilde; &#8221;Sökülün paraları yoksa alırım canınızı&#8221; diyerek tehdidini savurur. Bu sırada hırsızın ummadığı şekilde karı kocadan tehdidi duymamış gibi hiç ses çıkmaması üzerine; hırsız sinirlenerek bağırmaya başlar. &#8221;Beni duymadınız herhalde, çıkarın cüzdanınızı yoksa suratınızı dağıtırım!&#8221; diyerek karı kocanın üzerine bıçağı ile saldırır. Karı kocanın ani bir hareketi ile hırsızın hamlesi boşa gider. Tekrar toparlanan hırsız gururu incitildiği ve öfkesini yenemediği için öncekinden daha hızlı şekilde tekrar saldırır. Karı kocanın küçük vücut hareketiyle geri çekilmeleri üzerine bu sefer hırsız kendini yerde bulur. Şimdi yere düşen zavallı hırsız yalvaran gözlerle karı kocaya bakmaktadır. Acaba ayaklarıyla suratını mı çiğneyecekler, yoksa gırtlağına sarılıp polis mi çağıracaklar düşüncesindedir. Ancak karı koca ne hırsıza vurur ne de intikam derdine düşüp polis çağırırlar. Sadece arkalarını dönerek yürüyüşlerine devam ederler.<br />
Bu hikaye bize savaşmadan nasıl kazanılacağına bir örnektir. Bu olay hırsızı mağlup edenin yine kendi öfkesi olduğunu görmemizi sağlar. Günlük yaşantımızdaki savaşlar başka sahnelerde de karşımıza çıkabilir. Çoğumuz bu gibi saldırılara çılgınca savaşarak gururumuzu, mevkiimizi, iffetimizi elde etmeye çalışırız.<br />
Savaşmadan kazanmak, hayatın risklerini göze alamadığı için büyük zaferlere ve başarılara imzasını atamamış insanlara sunulan bir davranış modelidir. Yenilgiler onları korkutmaz, aksine daha motive ettirici unsur olarak görülür.<br />
Bir insan gurur, şeref ve haysiyetini yitirdiyse üzülüp ezildiğini bir gün mutlaka anlar. Fakat yaşadığı zor anlarla hayatının güzel geçen anlarını karşılaştırdığında sevinçli ve mutlu anlarının zannettiğinden çok daha az yer tuttuğunu görür. Bu duygularını kendi içinde öldürüp, davranışlarından ötürü asla bir takım suçluluk duygularına yenik düşmez; kendisini kesinlikle bir suçluymuş gibi görmez. Hiç kimse onu kandıramaz, kışkırtıp tehdit edemez. Çünkü bilir ki &#8220;başıma gelecek en kötü şey ölümdür&#8221; ki bununda bir önemi yoktur. &#8221;Ben zaten ölümle dost olmayı bile öğrendim&#8221; der. Bu şekilde düşünen ve düşündüğü gibi davranan biri, gerçek zaferin sahibi olacaktır.<br />
Savaşmadan kazanmanın bir takım kurallarını aşağıdaki gibi sıralayabiliriz ;<br />
Rakibini yenmek istiyorsan, önce kendini yenmelisin.<br />
Savaşı kazanmak için her zaman mutlaka bir alternatifin bulunmalıdır.<br />
Oyunda kendinizin hakemliğini yine kendiniz üstlenmelisiniz.<br />
Yenilgiye mazeret aramamalısın.<br />
Oyunda hangi kuralları kullanırsan kullan sadece tek şansın olduğunu unutmamalısın.<br />
Zafer kazananların bile yenilebileceği unutulmamalıdır. Yenilgiler korkutmamalı, aksine motive ettirici unsur olarak görülmelidir. Galip gelmenin önemli üç saldırı unsuru: savaşma gücü, kazanma iradesi ve yeterli yedek kuvvetlerdir. Yukarıda açıklanmış olan beş kuraldan anlaşılacağı gibi hayatımız koskoca bir oyundan ibarettir. Bizler de bu oyunun birer parçası olduğumuzu unutmamalıyız.<br />
&#8220;Savaşmadan kazanmak&#8221; demek, tehdit ve yaptırım oklarına hedef tahtası olmamak demektir.<br />
&#8220;Savaşmadan kazanmak&#8221; demek, hedef tahtasından uzaklaşıp; zehirli okların boşluğa doğru uçmasını sağlamak demektir.<br />
Çoğumuz, yüksek sesle konuşarak kendimizi fark ettireceğimizi zannederiz, ancak yüksek sesle konuşmakla kazanmanın hiçbir ilgisi yoktur. Kazanmak için zafer anı gelinceye kadar sessizliği korumak, zafer anı gelince de harekete geçmek gerekir.<br />
Her bireyin elde etmesi gereken önemli zaferleri aşağıdaki gibi özetleyebiliriz:<br />
1. &#8220;Mutlaka kazanmalıyım&#8221; düşüncesini yenin; bunun için iç disiplin anlayışı içerisinde bulunulmalı; her oyuncu kendi şahsına uyum gösterecek doğru zaman, yer ve koşullar yakaladıktan sonra harekete geçmelidir.<br />
2. Kendinize güvenmeyi öğrenin: Hayatları boyunca diğer insanları aşağılayarak kendini yüceltmeye çalışan insanlar vardır. Birçokları bozguna uğradıklarında kolaya kaçar. Güç kazanıp kendilerini geliştirmektense , göstermelik ve sahte başarılara sığınırlar. Amaçları çevredekilerine , yenilmediklerini ispat etmektir. Yaşadığımız dünyada bir şeyleri değiştirmek istiyorsak önce kendi kişiliğimizde bazı şeyleri değiştirmeyi başarmalıyız. Bu da başaracağım inancıyla başlar.<br />
3. &#8220;Suç işle; af dile &#8221; prensibine boyun eğmeyin : &#8220;Önce günahı işle; sonra af dile&#8221; felsefesini benimseyenler, kaybedecekleri önceden belli olan bir savaşa atılmış olurlar.<br />
4. &#8220;Olabilecek en kötü şey&#8221; korkusunu yenin : Başına gelebilecek en kötü olayı korkuyla bekleyerek yaşayan bir kimse, bu korkusunu yenmeyi başardığı takdirde, hiçbir şey onu korkutamayacaktır. Savaşmadan kazanmak bir anlamda ölümle dost olmak demektir.<br />
Savaşmadan kazanmak için; ya çevreye uyum sağlayacak şekilde kendinizi hazırlarsınız ya da başkalarının yapılarını, değer yargılarını boş verir; kendi kendinizi keşfetmeye çalışırsınız. Hayatınızın geri kalanında size en çok zevk vereceklerle uğraşırsınız.<br />
Sonuç olarak kendimize ulaşan yolu takip ederken, hayatımıza anlam katacak olan potansiyel güçleri araştırmalıyız.<br />
Kitabın Adı  	Savaşmadan Kazanmak<br />
Kitabın Yazarı 	Josef KIRSCHNER Çeviren: Selcen DOĞAN<br />
Yayınevi ve Adresi 	Arıtan Yayınevi Litros Yolu 2. Matbaacılar Sitesi D Blok Kat:5 No:2 Topkapı-İSTANBUL<br />
Basım Yılı 	1995</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.1kitapozeti.com/307.html/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Şark Yıldızı Kitabı</title>
		<link>http://www.1kitapozeti.com/sark-yildizi-kitabi.html</link>
		<comments>http://www.1kitapozeti.com/sark-yildizi-kitabi.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 26 Oct 2008 08:46:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Kitap Özetleri]]></category>

		<category><![CDATA[ş]]></category>

		<category><![CDATA[savaş kitapları]]></category>

		<category><![CDATA[tarih kitapları]]></category>

		<category><![CDATA[tarihi kitaplar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.1kitapozeti.com/?p=304</guid>
		<description><![CDATA[Kitabın Adı  	Şark Yıldızı, Cilt: I.
Kitabın Yazarı 	Hikmet ILGAZ
Yayınevi ve Adresi 	Berikan Yayınları, Ankara
Basım Yılı 	2001
KİTABIN ÖZETİ

Birinci Dünya Savaşı sırasında Van&#8217;da yaşayan bir ailenin serüvenini anlatan bu roman; o dönemde yaşanan Türk-Ermeni ilişkilerini, Ermenilerin Van&#8217;da çıkardıkları isyanları, bu isyanlar sırasında Türkleri nasıl katlettiklerini anlatmaktadır.
Eser, anılara ve yaşanmış gerçek olaylara dayandığı için âdeta tarihin romanı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Kitabın Adı  	Şark Yıldızı, Cilt: I.<br />
Kitabın Yazarı 	Hikmet ILGAZ<br />
Yayınevi ve Adresi 	Berikan Yayınları, Ankara<br />
Basım Yılı 	2001</p>
<p>KİTABIN ÖZETİ<br />
<span id="more-304"></span><br />
Birinci Dünya Savaşı sırasında Van&#8217;da yaşayan bir ailenin serüvenini anlatan bu roman; o dönemde yaşanan Türk-Ermeni ilişkilerini, Ermenilerin Van&#8217;da çıkardıkları isyanları, bu isyanlar sırasında Türkleri nasıl katlettiklerini anlatmaktadır.</p>
<p>Eser, anılara ve yaşanmış gerçek olaylara dayandığı için âdeta tarihin romanı olmaktadır. Tarihî olaylar, anı-roman üslubunda aktarılmaktadır. Ermeni sorununun tüm çıplaklığı ile anlatıldığı bu eser, özellikle genç nesillerin o dönemde yaşananları olduğu gibi öğrenmesine vesile olmaktadır.</p>
<p>Van&#8217;da öğretmenlik yapan bir Türk ve onun ailesinin yaşadıkları esas alınarak, Van&#8217;da Türk ve Müslüman halkın savaş içinde çektiği sıkıntılar çok büyük boyutlara ulaşmış idi. Şehrin güvenliğini sağlamakla yükümlü olan bazı birliklerin de Kafkas Cephesi&#8217;ne gönderilmesi üzerine Van, tamamen Ermeni terör örgütlerinin insafına terk edilmiş oluyordu.</p>
<p>Ermeni terör örgütleri, şüphesiz bu fırsatı kaçırmadılar. Ermeni mahallesinden başlamak üzere isyan bayrağını açtılar. Bu arada, Türklerin yaşadığı bazı evleri ele geçirdiler. Vilayete saldırdılar. Valinin başkanlığında toplanan Türk halkı, kendi kendilerini müdafaa etmek için acilen bazı tedbirler aldılar. Bir evin bir bölümünü yaralıların tedavisi için hastane haline getirdiler.</p>
<p>Çok az bir kuvvetle ve profesyonel olmayan insanlarla şehri Ermenilere karşı savunmaya çalışan Türkler, canlarını, mallarını ve namuslarını korumaya çalışıyorlardı. Daha düne kadar birlikte yaşadıkları, Türklerin her türlü hak ve özgürlüğü tanıdığı komşuları Ermeniler, şimdi düşman olmuşlar, silâha sarılmışlar, &#8220;kırk asırlık Türk yurdu&#8221;nda bir Ermeni devleti kurmaya uğraşıyorlardı. Gözleri dönmüş gibi, kan akıtıyorlar, Türk ve Müslüman ahalinin her şeyine tecavüz ediyorlardı.</p>
<p>Bütün bunlara rağmen, çoluk-çocuk, erkek-kadın, genç-yaşlı, can havli ile düşmana karşı koymaya çalışan Türk halkı, yeni bir bela ile karşı karşıya kaldı. Bir süredir Kotur&#8217;u alarak burada duran Rus orduları, 1915 Mayıs&#8217;ının yedinci günü İran sınırını geçerek, Tımar-Saray-Muradiye güzergahından ilerleyerek Van&#8217;ı üç taraftan kuşattılar. Adilcevaz&#8217;ı da işgal ederek yakan Ruslar, Van&#8217;a dayandılar.</p>
<p>Van Türk halkı, valinin başkanlığında yaptıkları toplantıda şehri terk etme kararı aldılar. Bunun üzerine halk ikiye ayrıldı. Bir kısım insan hicrete evet derken, bir kısım insan da ne olursa olsun kalıp, ecdat yadigarı topraklarını kanlarının son damlasına kadar savunmak istediklerini bildirdiler.</p>
<p>Kalmak isteyenlerin gerekçeleri romanda Rasih Hoca&#8217;nın ağzından şu şekilde verilmektedir: &#8220;Bu binlerce masumun mübarek kanları vatanın bu parçasını millî tarihe kenetleyen vakur, muhteşem bir kahramanlık teşkil edecektir. Evlatlarımız, babalarının, analarının, kardeşlerinin şehit olduğu bu toprakların düşman elinde kalmasından utanarak gayretlerini artıracaklardır. Ne yapalım başka bir şeye iktidarımız olmadığı için biz de vatana olan borcumuzu kanımızla ödemeye çalışmaktayız&#8230;&#8221;</p>
<p>Romanın birinci cildi, bu göç olayının anlatımı ile sona ermektedir. Eser, çarpıtılan tarih ile bugün dünya kamuoyunu yanıltmaya çalışan Ermenilerin gerçek yüzünü ve tarihte yaşanan o olaylarda gerçek mağdurun kimler olduğunu çok güzel bir şekilde aktarmaktadır.</p>
<p>Bütün bu özellikleri ile bu romanın en kısa sürede senaryolaştırılıp filminin yapılması gerekmektedir. Böylece hem iç hem de dış kamuoyuna &#8220;Ermeni Sorunu&#8221;nun ne olduğu daha iyi anlatılabilir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.1kitapozeti.com/sark-yildizi-kitabi.html/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Tercih</title>
		<link>http://www.1kitapozeti.com/tercih.html</link>
		<comments>http://www.1kitapozeti.com/tercih.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 24 Oct 2008 08:50:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Kitap Özetleri]]></category>

		<category><![CDATA[politika kitapları]]></category>

		<category><![CDATA[t]]></category>

		<category><![CDATA[uluslararası ilişkiler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.1kitapozeti.com/?p=301</guid>
		<description><![CDATA[Kitabın Adı  	Tercih
Kitabın Yazarı 	Russell D. ROBERTS
Yayınevi ve Adresi 	Liberte Yayınları, Ankara
Basım Yılı 	1994
KİTABIN ÖZETİ
Tercih, Amerika ve Amerikan iş dünyasının karşı karşıya olduğu önemli uluslararası ekonomik sorunlara kışkırtıcı ve tuhaf bakışıyla tüm kuralları altüst ediyor. Tercih&#8217;in ana karakteri, bir on dokuzuncu yüzyıl ekonomisti Ricardo&#8217;nun hayaleti. Ricordo, melek kanatlarını alabilmek için bir Amerikan televizyon imalat [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.1kitapozeti.com/wp-content/uploads/2008/10/tercih-kitap-ozeti.jpg"><img  src= "http://www.1kitapozeti.com/wp-content/uploads/2008/10/tercih-kitap-ozeti-150x150.jpg"  alt= ""  title= "tercih-kitap-ozeti"  width= "150"  height= "150"  class= "aligncenter size-thumbnail wp-image-302" /></a>Kitabın Adı  	Tercih<br />
Kitabın Yazarı 	Russell D. ROBERTS<br />
Yayınevi ve Adresi 	Liberte Yayınları, Ankara<br />
Basım Yılı 	1994</p>
<p>KİTABIN ÖZETİ<span id="more-301"></span></p>
<p>Tercih, Amerika ve Amerikan iş dünyasının karşı karşıya olduğu önemli uluslararası ekonomik sorunlara kışkırtıcı ve tuhaf bakışıyla tüm kuralları altüst ediyor. Tercih&#8217;in ana karakteri, bir on dokuzuncu yüzyıl ekonomisti Ricardo&#8217;nun hayaleti. Ricordo, melek kanatlarını alabilmek için bir Amerikan televizyon imalat şirketinin genel müdürünü, yerel televizyon endüstrisini yok etme pahasına bile olsa ithalatın Amerika için iyi olduğuna ikna etmek zorundadır. Tercih, iktisat jargonunu kullanmadan uluslararası ticaretin iş hayatını ve günlük yaşantımızı nasıl etkilediğine ilişkin okuyucuya yeni bir perspektif kazandırıyor.</p>
<p>Bazı konular vardır her dönemde taraftar ve karşıt bulur. Serbest ticaret ile korumacılık taraftarlığı arasındaki çatışma da iktisat tarihi kadar, hatta ondan da eskidir. İktisadın tarihi Adam Smith&#8217;in &#8220;Milletlerin Zenginliği&#8221; ile başlar. Serbest ticaret mi korumacılık mı tartışmaları ise daha eskilere, Merkantilistler ve Fizyokratlar&#8217;a kadar geri götürülebilir.</p>
<p>Avrupa ve Amerika&#8217;da aralarında siyasetçilerin, ekonomistlerin ve diğer sosyal bilimcilerin de bulunduğu bir grup insan, yerel sanayi ve bu alanda çalışanların haklarını korumak amacıyla &#8220;korumacılık&#8221; felsefesini savunurken, diğer bir grup da daha yüksek refah, daha kaliteli, daha çeşitli ve daha ucuz mal için serbest ticaret felsefesini savunmaktadır.</p>
<p>Günümüzde serbest piyasa baskın gelmektedir, ancak buna rağmen insanlar bu konudaki kuşkularını tamamen yenebilmiş değillerdir. Bir yanda gelişmiş ülkelerin serbest ticareti, serbest sermaye hareketini ve serbest iş gücü dolaşımını öngören ulus üstü organizasyonlarla dünya ticaretini ve ekonomisini liberalleştirme girişimleri; diğer yanda dünyanın güçlü ülkelerine karşı birlikler kurarak direnmeye çalışan bölge ülkeleri. Bir yanda serbest ticaretin servet ve zenginlik kaynağı olduğunu ileri süren güçlü argümanlar; öte yanda, ekonomik güç birikiminin ancak korumacılıkla sağlanabileceğini savunan korumacı tezler.</p>
<p>Günümüz şartlarında ağır basan serbest piyasa ekonomisiyle birlikte Amerika 1960&#8242;tan bu yana oldukça değişti ve bu süre zarfında oldukça da zenginleşti. Bu değişimin tek nedeni de, Amerika&#8217;nın dış dünyaya kapılarını görece açık tutması değildir. Unutulmamalıdır ki 1993 Amerika&#8217;sı bile bir serbest ticaret dünyası değildir. Amerika son derece ayrıntılı ürün kategorilerine binlerce tarife ve kota uygulamaktadır.</p>
<p>Amerikanın yaşadığı bu zenginleşme sürecini ekonomide önemli yer tutan imalat sanayiindeki gelişmeyle örneklemek gerekir ise; imalat sektöründeki istihdamı %30 düzeyinde hatta daha yüksek düzeyde tutsaydı, Amerika daha fakir olabilirdi. Çünkü imalat sanayii de işlerin hepsi iyi para getirmez. 1960 ile 1990 arasındaki sürede düşük ücretli imalat sanayi Amerika&#8217;yı terk etti.</p>
<p>Arz talep dengesi. Daha çok sayıda ülkede, daha fazla insan fabrikalar inşa edip, işçilerini de o tesisleri çalıştırmaya yetecek kadar zeki ve disiplinli düzeye getirdiler. Bu kısmen artan eğitim sayesinde mümkün olmuşsa da, asıl belirleyici faktör, imalat sürecinde ortaya çıkan değişikliklerdi. Montaj işleri giderek daha fazla mekanikleştikçe düşük nitelikli işçiler için montaj daha kolaylaştı. İşte bu, teknolojik yenilik ve rekabetin ucuzlamasının başlıca nedeni olmuştur. Günümüzde ağır imalat sanayi Amerika gibi güçlü ülkeler tarafından yönlendirilmekle beraber az gelişmiş ülkelerde tesisleşmektedir. Bu da serbest piyasanın ve serbest güç dolaşımının beraberinde getirdiği bir sonuçtur.</p>
<p>Liberalleşen dünyada üretim biçimleri de değişmekte ve sınırlarını kırmaktadır. Örneğin televizyon üretmenin iki yolu vardır. Doğrudan yol ve dolaylı yol. Doğrudan yol, ülkende ve sana ait olan fabrika inşa ettirip, makineleri, hammaddeleri ve işçileri bir araya getirmek suretiyle televizyon üretmektir. Televizyon üretmenin dolaylı yolu ise, televizyon yerine başka bir şey, mesela ilaç üretip, onu satarak yerine televizyon almaktır. Japon ilaç sanayii, Japonya&#8217;nın ilaç ihtiyacının tamamını etkin biçimde karşılamaktan uzaktır, dolayısıyla Japonya ilacı Amerika&#8217;dan ithal ederken karşılığında televizyonu da Amerika&#8217;ya ihraç etmektedir. Görünürde televizyon imalatı gerçekleştiren Japonya aynı zamanda da ilaç da üretiyor sayılır. Aynı durum Amerika içinde geçerlidir. Amerika ürettiği ilacı ihraç ederek karşılığında televizyon ithal etmektedir. Ayrıca ülkelerin her şeyi bünyelerinde üretmelerine olanak yoktur. Olsa bile bu pek akıllıca değildir. Çünkü her şeyi aynı derecede iyi üretemezler. Her ülkede kaynaklar kısıtlıdır. Kaynaklardan kasıt sadece hammadde değildir. Aynı zamanda ülkenin insanları, onların bir günde çalışabilecekleri zamanı ve çalışma hevesleridir.</p>
<p>Tercih&#8217;ten çıkarılabilecek önemli bir sonuç da, Amerika tarafından dahi henüz tam olarak aşılamamış bir tartışma olan serbest ticaret - korumacılık tartışmaları, AB ile bütünleşme sürecinde olduğumuz, Gümrük Birliği anlaşması çerçevesinde birtakım yükümlülükler altına girdiğimiz, iç piyasada tekel ya da oligopol konumunda olan büyük grupların özel koruma talep ettikleri bir ortamda özellikle ülkemiz açısından da son derece önemlidir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.1kitapozeti.com/tercih.html/feed</wfw:commentRss>
		</item>
	</channel>
</rss>
